YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/22741
KARAR NO : 2013/14618
KARAR TARİHİ : 02.10.2013
Dolandırıcılık suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157/1. maddesi gereğince 1 yıl hapis ve 15 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına dair … 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10/12/2007 tarihli ve 2007/591 esas, 2007/1083 sayılı karara yönelik temyiz istemi üzerine bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31/03/2010 gün ve 2008/107953 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 28/01/2013 gün ve 2011/18310 Esas 2013/1396 Karar sayılı kararıyla hükmün düzeltilerek onamasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi üzerine anılan Kanun’un 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 28/01/2013 gün ve 2011/18310 Esas 2013/1396 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Müştekinin, suç tarihinde … Vakıfbank Şubesi’nden emekli maaşını çekerek yaya olarak yürüdüğü sırada daha önceden tanımadığı sanığın yanına gelerek kendisine sarılıp oğlunun askerlik arkadaşı olduğunu, oğluna 2000.00 TL borcu olduğunu ancak yanında başkaca para bulunmadığını söyleyerek siyah bir deri cüzdan içerisindeki yabancı paraları gösterdiği müştekiyi bu şekilde ikna ederek üzerinde bozuk para mevcut ise kendisine vermesini istediği, ikna olan müştekinin üzerinde bulunan 370.00 TL’yi sanığa verdiği, sanığın parayı alarak müştekinin kendisi ile gelmesini bir akrabasının dükkanından tüm para alarak oğluna olan borcunu vereceğini söylediği, her ikisi birlikte yürürken sanığın müştekinin dalgınlığından faydalanarak kalabalığa karıştığı, böylece müştekinin üzerindeki parayı almak için hile ve desise yaparak dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Sanık hakkında hükmolunan 15 gün adli para cezasının 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesi gereğince takdir edilecek miktar üzerinden paraya çevrilmemesi,
2- Sanık …’ın müştekiye karşı 28/05/2007 tarihinde gerçekleştirdiği dolandırıcılık eyleminden dolayı haksız olarak ele geçirdiği 370 TL’ye aynı gün itibariyle yakalanmasına müteakip zabıtaca el konularak … Adli Emanetinin 2007/607 sırasına kaydedildiği ve … 1. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada 02/08/2007 tarihli celsede müşteki Durdu …’ın “ …paramı bana sanığın avukatı, sanık adına vermiştir, zararım karşılanmıştır, ben vaki şikayetimden vazgeçiyorum.” şeklinde beyanda bulunması karşısında sanığın üzerinde bulunan ve adli emanete alınan 370 TL’nin yargılama sonunda sanığa iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde müştekiye iadesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, ancak bu aykırılıklar aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasının 4. bendine “5237 sayılı TCK’nın 52/2. maddesi gereğince günlüğü 20 TL’den 300 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesi ve hüküm fıkrasının 8. bendindeki “Adli Emanetin 2007/607 sırasında kayıtlı bulunan müştekiye ait 370 YTL’nin müştekiye iadesine…” ifadesi çıkartılıp yerine “suça konu zararın kovuşturma aşamasında giderildiğinin anlaşılması karşısında Adli Emanetin 2007/607 sırasında kayıtlı bulunan 370 TL’nin sanığa iadesine” denilmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 02.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.