YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/24856
KARAR NO : 2014/15405
KARAR TARİHİ : 24.09.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hükümlü veya tukukluların ayaklanması, görevi yaptırmamak için direnme, hakaret, mala zarar verme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde,265. maddesi ile düzenlenen; “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar,kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup;bu suçta,kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır.Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu,seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır.Bu suçun
oluşabilmesi için,öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur.Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği her hangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır.Cebir,kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle,kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır.Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir.Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli,doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye …, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur.İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun … şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, … ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Sanıklar …, …, …, …, …, …, … …, …, …, … … ve …’ın … E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun B-6 koğuşunda hükümlü/tutuklu olarak bulundukları, 07/09/2007 günü saat 14.00 sıralarında sağlık memuru …’un ilaç dağıttığı sırada içerideki sanıklardan birinin mazgaldan kolunu uzatarak diğer koğuşlarda bulunan hükümlülere ait olan ilaç poşetini kaparak içeri aldığı, durumun idareye bildirilmesi üzerine Kurum Müdürü Nöbetçi Başmemur ve İnfaz Koruma Memurları’nın koğuşa girdikleri, olaya sebebiyet veren kişinin kendilerine bildirilmesi için uyarıda bulunarak koğuştan ayrılmaları üzerine B-6 koğuşunda bulunan yatakların, hükümlülerin tümü tarafından iştirak halinde ateşe verildiği, yangını söndürmek için görevli personellerin koğuşa yönlendirildikleri, koğuşun kapısı açıldığında hükümlülerin ellerine geçirdikleri bardak, sandalye, masa ve duvardan kopardıkları sıva parçalarını personele doğru fırlattıkları, tüm sanıkların birden görevli memurlara hitaben ana avrat sinkaflı küfürlerde bulundukları, içeriden atılan bir maddenin İnfaz Koruma Başmemurlarından …’ın basit şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, bu sırada güvenlik nedeniyle hazır bekletilen jandarma yardımıyla, hükümlüler etkisiz hale getirilip koğuştan çıkartılarak ayrı ayrı müşahade koğuşlarına yerleştirilip bir süre tutulduktan sonra koğuşlara yerleştirilmeye başlandığı, sanıklardan …, …, …, …, … ve …’ın koğuşa geçmeyi redderek müşahade kısımlarında kaldıkları, olay günü akşamı ve takip eden 08/09/2007 günü bu hükümlülerin kaldıkları bölümlerdeki lavabo ve fayans parçalarını söktükleri, suları açık bırakıp kendilerine verilen bazı malzemeleri yakmaya çalıştıkları, demir parmaklıklara vurarak bağırdıkları, bunun üzerine 08/09/2007 tarihi gece saatlerinde müdahale yapıldığı sırada içeriden lavabo parçası atarak İnfaz Koruma Memuru … … başına çarparak basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralanmasına sebebiyet verdikleri, sözkonusu hükümlülerin kelepçelenerek boş bulunan koğuşa yerleştirilmek suretiyle muhafaza altına alındıkları, olayda;
Sanıklar …, …, …, …, … ve … …. … eylemlerinin cezaevinde ayaklanma çıkarma, zincirleme şekilde görevi yaptırmamak için direnme, zincirleme şekilde kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine zincirleme şekilde haraket suçlarını, sanıklar …, …, …, … ve …’ın eylemlerinin cezaevinde ayaklanma çıkarma, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine karşı zincirleme şekilde haraket suçlarını oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Sanıklar …, …, ve …, hakkında cezaevinde ayaklanma çıkarma, zincirleme şekilde görevi yaptırmamak için direnme, zincirleme şekilde kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine zincirleme şekilde haraket suçlarından, sanıklar …, …, … ve …’ın eylemlerinin cezaevinde ayaklanma çıkarma, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine karşı zincirleme şekilde hakaret suçlarından kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Sanıklar …, …, … ve …’ın görevi yaptırmamak için direnme suçunu birden fazla polis memuruna karşı direnilerek, hukuksal anlamda tek bir fiille gerçekleştirmeleri nedeniyle Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün ve 259-47 sayılı kararında açıklandığı üzere aynı nevi’den, fikri içtimanın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK.nın 43/2 maddesiyle arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Hakaret suçundan tayin edilen temel ceza üzerinden 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesi uyarınca 1/4 artırım yapılması sonucunda sehven 1 yıl 3 ay hapis cezası yerine 1 yıl 3 ay 15 gün yazılmış ise de, aynı kanunun 62. maddesi uyarınca 1/6 indirim yapılması sonucunda 1 yıl 15 gün olarak sonuç cezanın doğru belirlenmesi nedeniyle bozma sebebi yapılmamıştır
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak:
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;hüküm fıkralarından, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanıklar …, … ve … hakkında cezaevinde ayaklanma çıkarma, zincirleme şekilde görevi yaptırmamak için direnme, zincirleme şekilde kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine zincirleme şekilde haraket suçlarından, sanıklar … hakkında cezaevinde ayaklanma çıkarma, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine karşı zincirleme şekilde haraket suçlarından kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Sanıklara 5271 sayılı CMK’nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.