Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/24977 E. 2014/1386 K. 29.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/24977
KARAR NO : 2014/1386
KARAR TARİHİ : 29.01.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, hakkı olmayan yere tecavüz
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 17/11/2009 tarih ve 2009/8-122-266 sayılı kararında belirtildiği gibi; ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Erzurum İl Pasinler İlçesi Alvar Beldesinin kadimden beri zilyedi olduğu iddia edilen Alvar Sulama Kanalı olarak bilinen ve tarım arazilerinin sulanması için açılmış bulunan su arkı üzerindeki ikinci priz kapısının 29/05/2010 tarihinde … Köyü Muhtarı … ve köy sakinlerinden … tarafından kırılarak kamu malına zarar verildiği, sanık …’ın 10/07/2010 tarihinde suyun mecrasını değiştirmek amacıyla kanala taş atmak suretiyle suyun akış yönünün ve akış hızının değişmesine sebebiyet vererek hakkı olmayan yere tecavüz suçunu işlediği iddia olunan olayda; Alvar Beldesi ve … Köyü arasında bulunan ve Alvar Beldesine akan su nedeniyle önceye dayalı hukuki ihtilaf olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/100 E.sayılı dosyasında suya vaki elatmanın önlenmesi davası olduğu, bu haliyle bahse konu suda kimin hakkı olduğu hususunun ihtilaflı olduğu gerekçesi ile sanık … hakkında hakkı olmayan yere tecavüz suçundan unsurları itibarı ile oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesinde; su arkı üzerindeki ikinci priz kapısının 29/05/2010 tarihinde kırılması ile ilgili olarak, soyut iddia dışında mahkumiyete yeterli her türlü şüpheden uzak yeterli inandırıcı kesin delil olmadığından yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatlarına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 29.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi