Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3028 E. 2014/19218 K. 19.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3028
KARAR NO : 2014/19218
KARAR TARİHİ : 19.11.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanık …’in, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği ve yaşının küçüklüğü nedeni ile soruşturması çocuk suçları soruşturma bürosu tarafında yürütülen suça sürüklenen çocuk …’in eylemine katıldığı, suça sürüklenen çocuk …’in de … Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi şikayetçi …’ile Sıhhiye köprüsü üzerinde karşılaşıp tokalaştıkları, sohbet esnasında suça sürüklenen çocuk …’in dualar okuyup kişisel bilgiler sormaya başladığı, sohbet esnasında “Ben Hızır’ım, sen seçilmiş kişisin, senin annenin adak kurbanı var, ben bu adağı almaya geldim. 124.000 peygamber için 124,00 lira para vereceksin” dediği, şikayetçiden hile ile bu parayı aldığı, daha sonra birlikte camiye gittiklerini, burada da suça sürüklenen çocuğun, “fakir bir öğrenci için kırtasiye malzemesine ihtiyaç var” diyerek şikayetçiye 30 liralık kırtasiye malzemesi aldırdığı, suça sürüklenen çocuk …’in 18.01.2011 tarihinde de telefonla şikayetçiyi arayıp … Türbesi yanına gelmesini istediği, birlikte … Türbesi’ne giderek dua ettikleri, suça sürüklenen çocuk …’in burada da kendisine “annenin kurbanı var, ben almaya geldim” dediği, şikayetçinin cep telefonunu 70 liraya satıp üzerine cebinde bulunan 40 lirayı da ekleyip verdiği, daha sonra suça sürüklenen çocuk …’in yine şikayetçiyi … Dergahına çağırdığı, burada bir banka oturdukları, suça sürüklenen çocuk …’in kendisinin önüne geçerek “gözlerini ve kulaklarını kapat zuhul değiştireceğim” dediği, şikayetçinin de gözlerini ve kulaklarını kapattığı yaklaşık 15 saniye sonra gözlerini açtığında karşısında daha sonradan ismini öğrendiği sanık …’in olduğunu, bu sanık …’ın da “adak istiyorum, bu adağın parasını bir saat içerisinde bul, yoksa adağın pişirileceği kazanın parası olan 150-200 lirayı bul” dediği, şikayetçinin “bulamam” demesi üzerine sanık …’ın “70 lira ver, fakire götüreceğim” dediği ve şikayetçinin bir saat içinde 70 lirayı borç olarak bulup sanık …’a verdiği, sanık …’ın şikayetçiye “izine gideceği Sivas’tan 10 gün içerisinde dönmesi gerektiğini, dönerken de Sivas’tan 1000 lira para, dört keskin bıçak getireceksin ve buradan halı alacaksın” dediği, sanık …’ın, böylece dini inanç ve duyguların istismar etmek sureti ile şikayetçiyi dolandırdığına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılandan menfaat temin etmesi nedeniyle hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine, ancak;
Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümde temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı Kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasında yer alan; adli para cezasına ilişkin sırasıyla “60 gün”, “30 gün”, “25 gün” ve “500 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “2 gün”, “1 gün” ve “20 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.