YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/305
KARAR NO : 2014/14108
KARAR TARİHİ : 08.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sigorta edenin dolandırılması, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Suçun oluşması için,sigorta bedelini almak üzere, zararın gerçekleştiğini ileri sürerek bu bedeli sahte işlem ve belgelerle almaları yada almaya kalkışmaları gerekir. Olayla ilgili belgeler sigorta kurumuna sunulmadıkça suçun icra hareketleri başlamaz. Failin sigortalı malını, sigorta bedelini almak için tahrip etmesi, yakması, bozması, yok etmesi kandırmaya yönelik ağır yalandır ve hiledir. Bu şekilde sigorta bedelinin alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması gerekmez. Sigortanın türü de önemli değildir. Mal veya yaşam sigortası mali sorumluluk sigortası vb. Olabilir. Yanıltıcı uygulamaların sadece araç sigortalarında değil,bedeni hasarlar da dâhil olmak üzere her tür sigorta alanında yapıldığı, sigorta şirketinin sözleşme şartları çerçevesinde ödememesi gereken bir hasarı ödetmek amacıyla sigorta şirketine bilerek yanlış bilgi verilmesi veya önemli bir hususun gizlenmesi ya da sigorta süresi içerisinde kasıtlı olarak bir hasara sebep olunması veya hasarın miktarının olduğundan fazla gösterilmesi suretiyle yarar sağlanması şeklinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.
Sanığın, kendisine ait Bandırma Sanayi Sitesinin içerisinde bulunan deposundan muhtelif mallarının çalındığını emniyet müdürlüğüne bildirmesi üzerine hırsızlık suçu ile ilgili olarak hazırlık soruşturmasına başlanıldığı, sanığın, söz konusu mallara ilişkin olarak 38 adet fatura ibraz ederek zararının karşılanması talebiyle katılan … şirketine başvuruda bulunduğu, Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından olay yerine gidilerek yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 19.05.2006 tarihli görgü tespit tutanak içeriğine göre, söz konusu deponun kapısında veya kilidinde herhangi bir zorlama izinin bulunmadığının tespit edildiği, ayrıca soruşturma aşamasında katılan … şirketi tarafından yapılan araştırmalara göre de; eyleminin gerçekleştirildiğinin iddia edildiği 18.05.2006 tarihi itibari ile sanığın deposunda olduğunu ve daha sonra çalındığını bildirdiği muhtelif malların gerçekte var olmasının mümkün olmadığı, çalındığı iddia edilen mallara ilişkin faturaların gerçek bir ticari alışverişe konu olmayan gerçek dışı sahte faturalar olduğunun belirlendiği, dinlenen tanıkların anlatımlarında; sanığın söz konusu depoda değerli eşya bulundurmadığını belirttikleri, hukuk yargılaması kapsamında alınan bilirkişi raporunda; sanığın ibraz ettiği faturaların sahte olduğunun tespit edildiği, bu şekilde sanığın,sigorta şirketinden poliçe bedelini almak maksadıyla sahte faturalar düzenledikten sonra deposunda sözde hırsızlık olduğuna ve 100000 TL değerindeki muhtelif eşyalarının çalındığına dair yalan söylemek suretiyle hasar bedelini katılan … şirketine tazmin ettirmeye kalkıştığının iddia edildiği olayda;
Oluşa, sanığın savunmalarına, bilirkişi raporlarına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “ velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunma haklarından yoksunluğun ” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindeki kişiler yönünden ise söz konusu hak yoksunluklarının hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gerektiği gözetilmeden kanundaki düzenlemeye aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi, ve ayrıca hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hükümde yer alan ”5237 sayılı TCK’nın 158/1.k, 35/2, 52/2 maddeleri gereğince sonuç olarak verilen 75 gün adli para cezası karşılığı aynı kanunun 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL ‘den olmak üzere 1500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ifadelerinin yerine ”5237 sayılı TCK’nın 158/1.k maddesi gereğince 5 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı kanunun 35/2 maddesi gereğince 1/4 oranında indirim yapılarak 3 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı kanunun 52/2 maddeleri gereğince verilen 3 gün adli para cezası karşılığı günlüğü 20.00 TL ‘den olmak üzere sonuç olarak 60.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ifadelerinin yazılması ve ayrıca hükümde yer alan, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, ” 5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.