YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/31970
KARAR NO : 2014/10133
KARAR TARİHİ : 22.05.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
S.G.K.’dan sağlık hizmeti alma hususunda hak sahibi olan ….’in kimlik bilgileri ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneye giriş yaptırılarak 400 TL yararın sağlanmış olması ve suç tarihi itibariyle sosyal güvenlik kurumlarının aynı çatı altında birleştirilmiş bulunması, tahakkuk cetvelinin de ilgili hastanece S.G.K. namına düzenlenmiş olması karşısında; 17/11/2011 tarihli duruşmada katılma istemi rededilen S.G.K.’nın yüklenen “nitelikli dolandırıcılık” suçundan doğrudan doğruya zarar gören konumunda olduğu dosya kapsamından anlaşılmakla; mahkemenin “sıfat yokluğundan temyiz isteminin reddine” dair 30/12/2011 tarihli “ek kararı” kaldırılıp, şikayetçi S.G.K.’nın ve Yargıtay C. Başsavcılığı’nın 07/06/2013 tarihli üst yazısı sonrası gerekçeli karar tebliğ edilen ve verilen hükümleri vekili vasıtasıyla temyiz eden T.C. Sağlık Bakanlığı Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü’nün CMK’nın 260 ve 237/2. maddeleri uyarınca kamu davasına katılmasına karar verilerek yapılan incelemede;
S.G.K. vekilinin 22/11/2011 havale tarihli temyiz-süre tutum ve 23/12/2011 havale tarihli ayrıntılı temyiz dilekçelerinde sanıklar hakkında “nitelikli dolandırıcılık” suçundan verilen “beraat” kararlarını temyiz ettiği kabul edilerek inceleme yapılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur
yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin 5. fıkrasına göre; usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna göre, iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan Uluslararası Sözleşmeler, yasalar üstü bir konumdadır ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağlamaktadır.
İç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(AİHS) temel amacı, insan haklarının korunması ve bu haklara yönelik ihlallerin engellenmesidir. İnsan hakları, insan onurunu korumayı, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlamayı amaçlayan haller olup, insanın doğuştan var olan hak ve özgürlükleridir. Bu haklar, hak sahiplerini yetkili bir konuma getirirken, devleti ve diğer üçüncü kişileri o kişinin hakkına saygılı olma yükümlülüğü altına sokar.
AİHS madde 1’e göre, sözleşmeye taraf devlet, hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Madde 2’ye göre, her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Madde 3’e göre, hiç kimse …aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Madde 8’e göre, herkes özel ve aile yaşamına…saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
AİHS, taraf devlete yaşamı korumak görevi vermektedir. Bu görev, sağlık konusunda tedbir almayı da içermektedir. Bu yükümlülük, devletin hastaların yaşamının korunması için uygun tedbirler alması konusunda sağlık kuruluşlarının uyması gereken kuralları da öngörmesini de gerektirir.
Sağlık Bakanlığı’nın 11/05/2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 37. maddesinde “Yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler” hükmü yer almaktadır.
Yine 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin;
Birinci maddesinde, “Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır” denilmektedir.
Yedinci maddesi uyarınca da acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacak ve hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.
Dokuzuncu maddesinde ise, “Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32’inci, 5393 sayılı Belediye Kanununun 38’inci ve 60’ıncı, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18’inci maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır” hükmü yer almaktadır.
Fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri ileri sürülen ve karı-koca olan sanıklardan …’in gebe olduğu ve herhangi bir sağlık güvencesinin bulunmadığı, ücretsiz sağlık hizmeti alabilme saikiyle Sağlık Bakanlığına bağlı Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesine, Mersin’de ikamet eden akrabası-mağdure … ..’in kimlik bilgileriyle giriş yaptırıp 05/10/2010 tarihinde ayakta muayene olduktan sonra 17/11/2010 tarihinde aynı hastaneye kaldırılıp normal doğum yaptığı ertesi gün taburcu olduğu böylece “nitelikli dolandırıcılık” ve “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarını işledikleri iddia edilen somut olayda;
I) “Nitelikli dolandırıcılık” ve “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarından sanıklar hakkında verilen “beraat” kararlarına yönelen Sağlık Bakanlığı adına vekilinin temyiz itirazının incelenmesinde;
Suçtan zarar gören (katılan) Sağlık Bakanlığı adına vekilinin, yokluğunda verilen ve fakat 12/09/2013 tarihinde usulünce tebliğ olunan hükümleri, yasal süresi geçtikten sonra 30/09/2013 havale tarihli dilekçesiyle temyiz ettiğinden; 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca vaki talebinin “süre yönünden” REDDİNE,
II) “Nitelikli dolandırıcılık” suçundan sanıklar hakkında verilen “beraat” hükümlerine yönelen katılan S.G.K. adına vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Dosya kapsamı itibariyle; sanıklara yüklenen “nitelikli dolandırıcılık” suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını bu nedenle sanıkların “beraatlerine” karar verilmesi gerektiğini takdir eden mahkemenin kabulünde T.C. Anayasası, AİHS ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan S.G.K. vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 22/05/2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.