YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/33126
KARAR NO : 2014/2946
KARAR TARİHİ : 18.02.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılığa teşebbüs
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın, yardım istemek bahanesiyle katılanın evine gittiği, katılanın yardım edemeyeceğini söylemesi üzerine ısrarla el falı bakacağını söyleyerek içeriye girdiği ve katılandan kırmızı ve beyaz ip getirmesini istediği, katılanın getirdiği ipleri düğüm yaparak avucuna koyduğu ve “Sağ tarafın felç olacak, ağrı var, eğer ipler açılırsa geçecek” diyerek fal baktığı, takılarını istemesi üzerine katılanın kolundaki bir adet bileziği çıkardığı ve sanığa verdiği, sanığın ısrarla başka takıların da olduğunu söylemesi nedeniyle katılanın diğer altın bileziğini de getirdiği, sanığın bu iki bileziği bir iple bağlayarak yazmanın içine koyduğu ve bohça yaptığı, katılana bu bohçayı ikindi ezanına kadar açmamasını söylediği, katılanın bir anlık dalgınlığından faydalanıp, iki adet altın bileziği bohçadan alarak cebine koyduktan sonra evden ayrıldığı sırada, katılanın bileziklerin yerinde olmadığını fark etmesi üzerine sanığın arkasından giderek komşusunun yardımıyla sanığı yakaladığı, sanığın aldığı bilezikleri kaçarken yere attığı anlaşılmakla; eylemin 5237 sayılı TCK’nın 157.maddesinde düzenlenen dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş; 5237 sayılı TCK’nın 61/8. maddesi uyarınca adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik arttırma ve indirimlerin gün üzerinden yapılması ve sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması sonucu cezanın belirlenmesi gerektiği halde, gün olarak belirlenen adli para cezasının hemen paraya çevrilerek, aynı kanunun 62. maddesi gereğince takdiri indirimin bu miktar üzerinden uygulanması sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde uygulanacağı, süresi ve bu hususta karar verecek mercii 5275 sayılı Ceza ve GÜvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 108. maddesinde düzenlenmiş olup, aynı maddenin 5. fıkrası ile tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde koşullu salıvermeye ilişkin hükümlerin uygulanacağının belirtilmesi karşısında, denetimli serbestlik tedbirinin süresinin infaz aşamasında 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca belirlenmesinin gerektiği gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin 7. fıkrası gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağının belirtilmesiyle yetinilmesi gerekirken, infazı kısıtlar biçimde 5275 sayılı Kanun’un 108/4. maddesi uyarınca sanık hakkında 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kısmından “sanık hakkında 1 yıl denetim süresi belirlenmesine” ibaresinin çıkarılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.