Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3493 E. 2013/8732 K. 13.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3493
KARAR NO : 2013/8732
KARAR TARİHİ : 13.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu Malına Zarar Verme, Görevi Yaptırmamak İçin Direnme, Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
… İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurlarının kavga olayı olduğu ihbarı üzerine olay yerine intikal ettikleri, çevreyi rahatsız eden, küfür ederek taşkınlık çıkaran sanık …’a müdahale etmek isteyen müştekilere, sanığın “s…tirin gidin, sizin burada işiniz yok, y…lar” gibi sözlerle alenen hakaret ettiği, bu sanığın daha sonra olaya müdahale eden polis memurlarına vurarak görevlerini yapmalarını engellediği, müşteki …’in kemerinden silahını almaya çalıştığı, bu arbede sırasında sanık …’ın müştekinin silahının şarjör kısmına zarar verdiği ve telsizini alıp yere atarak zarar verdiği, sanık …’ın kardeşi olan sanık …’ın da, sanık …’ı etkisiz hale getirmek için zor kullanan polis memurlarına vurduğu, alınan adli raporlar kapsamında polislerin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, sanık …’ın, bu şekilde kamu malına zarar verme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı zincirleme hakaret; her iki sanığın da kamu görevlisine karşı görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
Kararın gerekçesinde, sanığın işlediği suçla ilgili delillerin tartışıldığı, savunma tanığı olarak gösterilen ……’ın beyan’ın karara yazılarak, sanık savunmalarının doğru olmadığı, bu savunmalarının aksinin görgü tespit tutanağı, müşteki beyanları ve dosya kapsamıyla ispatlandığının açık bir şekilde belirtildiği; hapis cezası tercih edilmesi ve CMK’nın 231.maddenin uygulanmamasına ilişkin olarak; suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri, sanıkların yeniden suç işlemeyeceklerine dair olumsuz kanaat, sanıkların suç işlemeye meyilli kişilikleri, suçun işlenmesindeki özellikler, sanıkların ilerde benzer nitelikteki suçları rahatlıkla işleyebilecekleri, yargılama sürecindeki davranışları ve pişman olmamaları gibi ayrıntılı gerekçeler belirtilerek hapis cezasının tercih edildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği, belirtilen gerekçelerin yasal ve yeterli olduğu, sanıkların zararı giderdiklerine dair beyanlarının olmadığı, ilgili kurumun buna ilişkin yazısının bulunmadığı, bu konuda herhangi bir iddia olmadığına göre bu aşamada zararın giderilip giderilmediğinin araştırma yükümlülüğünün de bulunmadığı, bu nedenle TCK’nın 168/4.maddesinin uygulanmasına yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu, zarar verilen şarjör kemeri ve telsizin hasar gördüğü, şarjör kılıfının yerinden söküldüğü, telsizin yere düşerek parçalara ayrıldığı, bu şekilde eşyalarda çizilme ve eskime meydana geldiği, haksızlık içeriğinin az olmadığının ilgili tutanak ve beyanlardan da anlaşıldığı, bu nedenle CMK’nın 223/4-d maddesinin unsurlarının oluşmadığı dikkate alınarak bu yönlerden bozma isteyen tebliğnamedeki düşüncelere iştirak edilmemiştir.
1-Sanık … hakkında kamu malına zarar verme ve görevli memura direnme suçlarından, sanık … hakkında görevli memura direnme suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz incelemesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265.maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme”suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu,seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin
görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için,öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil,görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle,kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi,Olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’ nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan,sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Suçların sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanıklar hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 43/2.maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Suçun sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Sanık hakkında 5237 sayılı TC’nın 125/1, 3-a maddesi gereğince kamu davası açılmasına rağmen, ek savunma hakkı tanınmadan, aynı yasanın 125/4.maddesinin de uygulanması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 226.maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.