Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3835 E. 2014/14982 K. 18.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3835
KARAR NO : 2014/14982
KARAR TARİHİ : 18.09.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Katılan … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Müştekilerin sanık …’den şikayetçi olmayıp iştirakçisi olan sanık … yönünden şikayetçi oldukları, 5237 sayılı TCK’nın 73/5. maddesinde, iştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçmenin diğerlerini de kapsayacağının belirtilmesi karşısında, müştekilerin her iki sanık yönünden de katılma haklarının bulunmadığı, müştekiler vekilinin de katılma hakkı bulunmayan müştekiler adına hükmü temyiz etmek hakkının bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,

Fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez.12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3. maddesi kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Müşteki … oğlu olan sanık …’nin, tanık …’ın ağabeyine ait olan … Corolla marka aracı satın almak istediği, tanık …, sanık …’un üzerine kayıtlı herhangi bir mal bulunmadığı için ancak annesi müşteki … ve ninesi müşteki … düzenleyecekleri bir senet karşılığında arabayı satabileceğini söylemesi üzerine, müştekilerin inşaat işleriyle ilgilenen ve sanık …’un arkadaşı olan diğer sanık …’in, müştekilere inşaat işi nedeniyle gerekli olduğunu söyleyerek açık senede imza attırdığı ve parmak bastırdığı yine sanıkların 30.10.2005 tarihli 16.000 TL bedelli senede müşteki … yerine imza atmak suretiyle atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği somut olayda; senet asılları üzerinde yapılan incelemede; her iki senet üzerindeki imzaların katılan …’nin elinden çıktığının tespit edildiği, parmak izlerinin ise yeterli karakteristik özellikleri taşımadığından aidiyetinin anlaşılamadığının bildirildiği senedin aralarındaki hukuki ilişkiye aykırı doldurulduğu yönündeki iddianın yazılı delil ile ispat edilemediğinin anlaşılması karşısında, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğine dair mahkumiyetlerine yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği gerekçesi ile verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma; sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 18.09.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.