YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3936
KARAR NO : 2014/14591
KARAR TARİHİ : 15.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının,siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Katılanın, … mevkiinde 860 metrekare arsası olduğunu söyleyen sanık ile söz konusu arsayı 120.000 TL bedelle satın alma konusunda anlaştığı, 24.04.2008 tarihinde bu arsayı almak için resmi işlemlere başladıkları, sanığın katılana gösterdiği tapu ve emlak bildirim belgesinde söz konusu arsanın sanığın annesi ve kardeşi ile birlikte müşterek sahibi olduklarının belirtildiği, bunun üzerine noterden söz konusu arsanın sanık tarafından katılana satılması için düzenlenme şeklinde satış vaadi sözleşmesi yapıldığı, katılanın da noter de yaptıkları işlem karşılığında sanığa 20000 TL para ve 50.000 TL değerinde bir otomobil verdiğini ancak daha sonra tapu müdürlüğüne gittiğinde sanığın söz konusu arsayı başka kişilere sattığını gördüğü, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, inşaat işleri ile uğraşan katılanın toplam değeri 120.000 TL olan taşınmaz için, bedelin yarısını aşan bir bedeli peşinen ödeyip sadece hissedarlardan birisi olan sanık ile taşınmazın tamamının satışı hususunda anlaşma yapması bu anlaşmayı yaparken de tapu sicil müdürlüğüne gidip taşınmazın gerçek maliklerini öğrenmemesi, hayatın olağan akışına uygun olmadığından sanığın isnat edilen suçu işlediğine dair delil bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 15.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.