YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4072
KARAR NO : 2014/20183
KARAR TARİHİ : 02.12.2014
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanık …’in, ev sahibi vasıtasıyla katılanla tanıştığı ve katılana evlenme teklifinde bulunduğu, Bursa’da yaşayan katılanın, sanığın daveti üzerine…’e ikinci kez gelişinde, sanığın kendisinden telefonunu ve kolyesini ödünç olarak istediği, katılanın da telefonunu ve altın kolyesini daha sonra geri almak üzere sanığa verdiği, daha sonra katılanın …’ya geri döndüğü, ancak; sanığın telefon ve kolyeyi katılana iade etmediği, katılanın bu yöndeki taleplerini de yerine getirmeyerek çeşitli sözlerle katılanı oyaladığı, akabinde katılanın telefonlarına cevap vermemeye başladığı, bunun üzerine katılanın, sanığın arkadaşı olduğunu öğrendiği temyiz incelemesi dışındaki …’e, sanığın ev sahibi vasıtasıyla ulaştığı ve sanığın eşyalarını iade etmesi için aracılık etmesini istediği, …’in sanığın yerini bilmediğini söylemesine inanmayarak, birlikte kendisini dolandırdıkları yönünde suçlamalarda bulunduğu, bunun üzerine …’in katılana sinkaflı küfürler ettiği ve “seni yakarım, sen kimle dans ediyorsun” şeklinde sözler söylediği, sanık …’in de, katılanın …’i arayıp suçladığını ve şikayetçi olduğunu öğrenmesi üzerine, katılana “Savcılığa beni ver, …’i yakarsan senin için iyi olmaz.” şeklinde mesaj gönderdiği anlaşılmakla; sanığın eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma ve aynı kanunun 106/1-2. cümlesinde yer alan tehdit suçlarını oluşturduğuna yönelik kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 02/12/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.