YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4193
KARAR NO : 2014/20197
KARAR TARİHİ : 02.12.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
11/03/2010 tarihinde katılanın evinin balkonunda bulunduğu sırada yanına gelen sanığın, “beni buraya Allah gönderdi, ben peygamber efendimizin o taraftan geldim, peygamber efendimizin sizin çektiğiniz sıkıntılardan haberi var, peygamber efendimize dua okumuşsunuz, 41 Yasin okumuşsunuz, o da buna sevindi, ben sana yardım etmeye geldim” şeklinde söz söylemesi üzerine katılanın sanığa, 10 TL para verdiği, sonrasında sanığın 13/03/2010 tarihinde tekrar katılanın evine gelip kapıyı çaldığı ve “bu cüzü al bana hediyesini ver” dediği, katılanın elinde çocuğumun çubuk parası var demesi üzerine sanığın bu kez katılana “Allah’ın vermeyeceğinden şüphen mi var” dediği, katılanın sanığa “böyle dolandırıcılık yapıyorlarmış, bula bula beni mi buldun” dediği, bunun üzerine sanığın katılana “abla senin birikmişin vardır peygamber efendimizin hürmetine, ….’nin ve …..dinin hürmetine geldim, sen de bir hayır var Allah beni sürekli buraya gönderiyor, altınlarını bana ver, bunlar dualanacak, senin derdin sıkıntın kalmayacak, bu altınlar yetimlere ve gariplere gidecek” demesi üzerine katılanın her biri yaklaşık 600 TL değerinde olan 3 adet bileziğini sanığa verdiği, sonrasında sanığın ortadan kaybolduğu, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edilen olayda; sanık, tanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanık tarafından işlendiği anlaşılmakla hakkında verilen mahkumiyet kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.