Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4775 E. 2014/18057 K. 04.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4775
KARAR NO : 2014/18057
KARAR TARİHİ : 04.11.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inançve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanık …’nun, diğer sanık … ile etrafına sohbet etmek amacıyla insanları topladıkları, sanık …’ün kendisini katılana Allah dostu olarak tanıttığı ve düzenlemiş oldukları sohbetlere çağırdığı, sohbetlerinde etrafına toplamış olduğu katılan gibi daha birçok şahsa manevi güçleri olduğunu, okunmuş sular ikram ettiği, hastalara şifa dertlilere derman olduğunu söylediği, kurtarılması gereken 13 trilyonluk bir alacağın bulunduğunu, bunu mana aleminde gördüğünü, bu paranın kurtarılması için faizli para bile çekilebileceğini, bu paranın kurtarılması halinde fakirlere yardımlar yapılacağını, Konya’ya büyük bir camii yaptıracağını, Allah için bu paranın kurtarılması gerektiğini, yardımcı olunmasını istediğini, katılan ve katılan gibi olan şahısları okuyarak üflediği, birçok bekar kişiye kızlar bulup evlendirdiği, sohbetler esnasında yanına şahıslar getirterek okuyup muskalar yazdığı, davranışları ve beyanları ile katılandan toplam 70.000 TL para aldığı, böylece katılanın evini satmasına ve ailesi ile arasının bozulmasına neden olduğu, aldığı bu paraları sanık … ve … ile paylaştıkları, verdikleri paraları araştırmak isteyen katılana, sanık …’ün Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nden sanık …’ün bahsettiği 13 Trilyonluk Milli Eğitim’den alacağına ilişkin dava olduğundan bahsettikleri, bu şekilde sanıklar hakkında dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; sanık …’in savunmalarında, 2007 yılının Ağustos ayında arkadaşı olan …’nun Numune Hastanesinde yatması nedeniyle ziyaretine gittiği sırada katılan … ile tanıştığını, dha sonra … ile arkadaşlığının ilerlediğini, 2007 yılının Ağustos ayının sonlarına doğru katılanın kendisine, ev almak amacıyla daha önce kredi çektiğini, kredi borcunu ödeyememesi üzerine evi sattığını ve kredi borcunu ödediğini, fakat üzerinden 40.000 TL kaldığını beyan ettiğini, bunun üzerine kendisinin de …’den alacağı olduğunu, fakat …’ün teminat yatırması neticesinde Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden 13 trilyon alacağını alabileceğini, bunun için de 40.000 TL teminat yatırılması gerektiğini bildirdiğini, ayrıca …’e kendisini sıkıp daraltacaksa borç vermemesini söylediğini, onun da bu parayı çarçur edeceğini,kendisine vereceğini, alacağını alınca parasını ödeyebileceğini söylediğini, bunun üzerine 40.000 TL borç para aldığını, kendisinin de bunu alıp …’ün teminatına ödediğini, bu alacağa ilişkin Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava bulunmakta olup dava bitiminde parayı ödeyeceğini, borcunu inkar etmediğini beyan ettiği, diğer sanık …’in ise, katılanı sadece bir kere gördüğünü, katılandan borç para almadığını, herhangi bir hukuki ilişkilerinin olmadığını ifade ettiği anlaşılmakla; sanıkların atılı suçu işlediklerine dair, inkara yönelik savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesinde;
Sanık …’nun hüküm tarihinden sonra 23/04/2013 tarihinde öldüğünün UYAP üzerinden MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04/11/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.