YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4928
KARAR NO : 2013/9177
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala Zarar Verme, Yaralama, Tehdit, Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanıklar …, …, …, …, … haklarında yaralama, hakaret, mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde,
Katılan sanıkların hüküm kurulduktan sonra mahkemeye sundukları 01/11/2010 günlü dilekçelerinde,açılan davadaki tüm suçlamalardan dolayı barışıp uzlaştığımızdan karşılıklı olarak birbirimizden şikayetimizden feragat ediyoruz, ayrıca karşılıklı olarak şikayetten feregatleri de kabul ediyoruz“ şeklindeki beyanları ve mala zarar verme, yaralama ve hakaret suçlarının soruşturması ve kovuşturmasının şikayete bağlı olduğu dikkate alınarak TCK’nın 73.maddesi uyarınca davaların düşürülmesinde zorunluluk bulunduğundan 5320 Sayılı Yasanın 81/.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321 maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu durum aynı kanunun 322.maddesi geriğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar haklarındaki kamu davalarının TCK’nın 73 ve CMK’nın 223/8.maddeleri gereğince DÜŞMESİNE,
2-)Sanık … hakkInda …’e karşı tehdit suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,
Tehdit,bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.Somut olayda, sanık …’nın kız kardeşi … ile müşteki …. arasında önceden arkadaşlık ilişkisi bulunup ayrılmaları nedeniyle aileler arasında anlaşmazlık bulunduğu, olay günü sanıkla ….in karşılaştıklarında sanığın müştekiye hitaben “seninle görüşeceğim” dediği elindeki sigarayı yere atıp ayağıyla bastırarak, “seni de bu sigara gibi ezeceğim” şeklinde tehditte bulunduğu iddiasıyla açılan davada sanığın mahkumiyetine dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir,
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK.un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak,
a-Dosya içeriğine, sanığın kız kardeşi ile arkadaş olup sonrada ayrılmakla araları açık olan müşteki Mehmet ile karşılaştıklarında müştekinin kendisine el işareti yaparak sonra görüşeceğiz dediğini, bunun üzerine tartışıp kavga ettiklerini ifade etmesi karşısında, sanık hakkında TCK’nın 29.maddesi gereğince sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
b-Sanık hakkında kurulan hükümde TCK’nın 50/1-a ve 52/2.maddelerinin uygulanması sırasında gün karşılığının TL yerine YTL olarak gösterilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan sanığın temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.