YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5688
KARAR NO : 2014/21392
KARAR TARİHİ : 17.12.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Şikayetçi …’in internet kafeyi devretmek için gazeteye ilan verdiği, telefon ile arayıp, yanına gelerek internet kafeye talip olan sanık … ile içerdeki tüm bilgisayar, televizyon ve eşyalar dahil olmak üzere 12.000TL’ye anlaştıkları ve sanığın, parayı eniştesi olduğunu beyan ettiği sanık …’ın ödeyeceğini söylediği, sanık …’ın şikayetçi …’e 08.03.2007 tanzim tarihli 03.04.2007 vadeli 6.000TL’lik ve 08.03.2007 tanzim tarihli 25.03.2007 vadeli 6.000TL’lik senetleri imzalayarak verdiği, 08.03.2007 tarihinde sözleşme düzenledikleri, 16.03.2007 tarihinde komşularının araması üzerine dükkanının tamamen boşaltıldığını öğrenek sanıklar hakkında şikayetçi olduğu, şikayetçi …’in, internet kafesini devir etmek üzere gazeteye ilan verdiği, telefon ile arayıp, yanına gelerek internet kafeye talip olan sanık … ile içerdeki tüm bilgisayar, televizyon ve eşyalar dahil olmak üzere 9.000TL’ye anlaştıkları, sanığın, parayı eniştesi olduğunu beyan ettiği sanık …’nın ödeyeceğini söylediği, sanık …’ın 08.03.2007 tanzim tarihli 26.03.2007 vadeli 9.000TL’lik senet imzalayarak verdiği ve devir sözleşmesi yaptıkları, devir ettiği internet kafenin boşaltılmış olduğunu görünce sanıklardan şikayetçi olduğu, şikayetçi …’in, ruhsatı eşi … adına kayıtlı olan aracının camlarına satılık ilanı yapıştırdığı, telefonda isminin … olduğunu söyleyen şahsın aracına talip olduğu, daha sonra sanık …’nin işyerine geldiği, hep birlikte sanık …’nın yanına gittikleri ve sanık … ile pazarlık yaptıkları, 16.000TL’ye aracı sattığı, sanığın 21.03.2007 tanzim tarihli 22.03.2007 vadeli 16.000 TL’lik senedi imzalayarak verdiği, ayrıca kendi şirketine ait olduğunu beyan ettiği aracı da emanet olarak verdiği, şikayetçinin de noterde düzenlenmiş araç satış vekaletnamesini sanığa verdiği, bir süre sonra sanığı aradığında parayı hazır edemediğini söyleyince şüphelendiği ve noterden vermiş olduğu vekaletnameyi azletmek istediği, ancak eşi adına tescilli aracın satılmış olduğunu öğrendiği ve sanıklardan şikayetçi olduğu, şikayetçi …’in araç satışı için sanık … ile pazarlık yaptığı, pazarlık sonucunda 11.500TL’ye anlaştığı, birlikte notere giderek, alım satım konusunda vekaleti bulunan sanık …’dan, eşi … adına aracı satın aldığı, paranın 6.500TL’sini noterde, kalan 5.000TL’yi de bankadan çekerek verdiği, trafik tescilde tescil işlemlerini yaparken aracın çalıntı olduğunu öğrenerek aracı ve belgelerini polise teslim ettiği, sanıkların bu eylemleriyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olaylarda;
1-Sanıklar … ve …’nin katılanlar … ve …’e karşı dolandırıcılık eylemlerinden dolayı kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanıkların savunması, katılanlar beyanı ile tüm dosya kapsamına göre, atılı suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanıklar … ve …’nin katılan …’e karşı dolandırıcılık eylemlerinden dolayı kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
a-Sanıkların, gerçek kimlikleri üzerinden düzenlenen satış sözleşmesiyle aracı, katılan …’e sattıkları, satış işlemini usule uygun olarak düzenlenmiş vekaletnameye istinaden ve vekalet yetkisine dayanarak yapmış oldukları anlaşılmakla; atılı dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilerek, katılana yönelik eylemleri nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan,hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.