YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6439
KARAR NO : 2015/410
KARAR TARİHİ : 14.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren
manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; sanığın, suç tarihi itibariyle ticaret sicilinde kardeşi … (…) adına kayıtlı bulunan …. Gıda … Ür. San…’nin ticari işlerini fiilen yürüttüğü sırada, şirketin faaliyeti çerçevesinde eline geçen … tarafından keşide edilip şikayetçi …’ye verilen .. A.Ş’den aldığı 21/12/2007 keşide tarihli 14.700 TL bedelli 0177593 seri no’lu çekin arka yüzüne …r Gıdanın kaşesini basıp onun yetkilisiymiş gibi imza atmak suretiyle çeki ciro ederek …na verdiği, katılan banka tarafından çekin karşılığı kontrol edildiğinde çek keşidecisinin ödemeden men talimatı sebebiyle karşılığının bulunmadığı; sanığın yine şirketin ticari faaliyeti sırasında eline geçen…. Gıda Temizlik … ait, şirket yetkilisi … tarafından keşide edilen ….. A.Ş’den alınan 21/12/2007 keşide tarihli 15.200 TL bedelli çekin arkasına … Gıda Firmasının yetkilisiymiş gibi şirket kaşesini bastığı ve kaşe üzerine de kendi imzasını atarak katılan bankaya ciro ettiği, keşideci olan …’nin çeke ödeme yasağı koydurduğu, bu nedenle çek karşılığının katılan bankaya ödenmediği; sanığın yine şirketin faaliyeti çerçevesinde eline geçen … tarafından keşide edilip sanığa verilen 30/08/2007 keşide tarihli 30.000 TL bedelli 1993431 seri nolu çekin arka yüzüne …r gıdayı andırır şekilde “… A.Ş.” yazmak suretiyle ciro edip durumdan haberdar olmayan …’dan aldığı mal karşılığında ..’ye verdiği, yapılan tahkikatta çekte yazıldığı şekilde … A.Ş. diye bir firmanın bulunmadığı, bu firmanın gerçekte … Gıda Tekel San. A.Ş. olduğu, yetkilisinin de … olduğu, yetkili olmayan sanık tarafından yapılan cironun sahte olduğunun iddia edildiği olayda,
Kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçtiğini bildirip 5271 sayılı CMK’nın 238. maddesi uyarınca, davaya katılma isteminde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan …’nin sanık hakkında kurulan beraat hükmünü temyiz yetkisi bulunmadığından,
temyiz inceleme isteğinin reddine ilişkin ek kararda; ayrıca sanık, tanık ve şikayetçi beyanları, katılan şirketlerin cevabi yazıları, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, sanığın 14.700 TL ve 15.200 TL bedelli çekleri önceye dayalı kredi borçları nedeniyle katılan bankalara vermesi, 30.000 TL bedelli çekin ise …’ın 12.03.2008 tarihli beyanına ve katılan …’un anlatımlarına göre önceye dayalı borcunu ödemek için verildiğinin anlaşılması nedeniyle dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmaması; sanığın önceki tarihlerde şirketin yetkilisi olması, suç tarihlerini kapsayan dönemde ise özellikle şirketin resmi yetkilisi olan sanığın kardeşi…’ın hamile olduğu dönemde işin başında olamadığı sıralarda fiiilen yönetiyor olduğunun katılan ve tanık beyanları ile belirlenmesi, sanığın şirket adına çeklere ciro koyup bankalardan kredi talebinde bulunarak şirketin bankalara olan kredi borcunu ödemek amacıyla işlemler yürütmesi, bu eylemlerinin uzun bir döneme yayılması, şirketin resmi yetkililerinin buna rağmen sanığın şirketten uzaklaştırılması ya da kendisine ihtar çekilmesi gibi bir eylem içerisine girişmemesi, sanık ile şirket yetkililerinin ailevi bağları birlikte değerlendirildiğinde, zımni bir rızanın varlığının kabulünun zorunluluk arz etmesi nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçunun da unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle 15/03/2010 tarihli asıl karar ile 26/03/2010 tarihli ek kararın ONANMASINA, 14/01/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.