YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6700
KARAR NO : 2014/21862
KARAR TARİHİ : 23.12.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Seferihisar ilçesinde emlakçılık yapan sanık …’ın suç tarihinden önce katılan …’in dükkan kiracısı olup, bu nedenle tanış oldukları, katılan …’un yurt dışında bulunan kızı …nın…’dan arsa satın almak isteğini babası olan katılan …’e söylediği ve bu konuda vekalet verdiği, buna istinaden katılan …’un ilçede arazi araştırması yapmaya başladığı, bu kapsamda katılanın daha önceden tanıdığı için güvendiği emlakçılık yapan sanık …’a bu isteğini 2009 yılı Ocak ayı başlarında dile getirdiği, sanık …’ın da katılan …’e tam istediği gibi bir yer bulduğunu söylediği ve katılan …’i katılanın aracı ile katılanın eşini de alarak bahse konu araziyi göstermeye gittikleri, sanık …’in gösterdiği bu yer için satıcıların 1.500 TL kaparo istediğini söylediği, katılan …’un da bahse konu bu kaporayı araziyi beğendiği için almaya karar verip sanık …’e verdiği, bu tarihten 10 gün kadar sonra sanık …’ın katılan …’a gösterdiği bu arazinin satıcılarının bu yeri satmaktan vazgeçtiklerini ancak daha iyi bir yer bulduğunu söyleyip ilk gösterdiği yerin hemen yanında bulunan ve içerisinde 50 yaşında bir çam ağacı, yıkık bir ev ve arı kovanlarının bulunduğu bir yeri göstererek burayı katılana 20.000 TL’ye satın alabileceğini söylediği, araziyi beğenen katılandan parasının hazır olup olmadığını sorduğu, katılanın da Almanya’da bulunan kızından para isteyip kızının gönderdiği 4.000 Euro karşılığı 8.575 TL ile birlikte 1.000 TL daha parayı sanığa verdiği, bunun öncesinde de 2.500 TL parayı sanık …’e verdiği, sanık … ve katılanın birlikte tapuya gittikleri, sanık …’in, bu gayrimenkulün tapuda gerçek sahibinin sanık … Kamal olduğunu ve vekilinin de sanık … olduğunu söylediği ve aslında katılana göstermiş olduğu arsadan farklı bir arsa olup bilirkişi raporu ile değerinin çok daha az olduğu tespit edilen … mevkii 2555 parselde bulunan 4301 1. m²’lik bu gayrimenkulü katılan vasıtası ile katılanın kızı … üzerine tapuda kayıt ve tescil edildiği, bunun karşılığında katılanın sanık …’e arsa bedeli olarak 13000TL ödediği kalan diğer paranın ise sanık …’in uhdesine geçtiği, kendisine sanık … vasıtasıyla iyi bir fiyata iyi bir yer satıldığını düşünen katılan …’un satın aldığını düşündüğü bu araziye bir kısım şahsi eşyalarını da götürüp bıraktığı ve bu arazi ile ilgili çalışmalar yapmak istediği, bundan bir süre sonra Nisan 2009 başlarında sanık …’in katılanın yanına gelerek ilk baktıkları ve satıcıların satmaktan vazgeçtikleri ve hatta karşılığında Kaparo verilen değerli araziyi satıcıların tekrar satışa çıkardıklarını söyleyip bu araziyi şuan 23.000 TL’ye alabileceğini söylediği, buna inanan katılanın sanıkla bu arsanın satışı konusunda anlaştığı, katılan …’un kızının yine para göndermesi üzerine bu arazi karşılığında katılanın sanık …’e 23.000 TL parayı ödediği, bu arada katılan …’un araziyi kadastro memurlarına ölçtürmek istediğini sanık …’e söylemesine rağmen sanık …’in katılan …’u oyalayıp hilesinin ortaya çıkmasını engellemem maksadı ile kendisinin masrafsız ölçtürebileceğini söylediği, katılanın kızı adına bu ikinci kez sanık … vasıtasıyla satın aldığı arazinin de yine sanık … ile ilk baktıkları arazi olmayıp … köyü… mevkiinde bulunan ve sanık … adına kayıtlı olup başka kıraç bir yerde bulunan tapunun 1995 parsel 23 paftada bulunan 4595 1. m²’lik farklı bir arazi olduğu, Ziraat Bankası’nda katılanın sanık …’ye arsa bedeli olan 15000TL verdiği, yine paranın kalanının sanık …’de kaldığı, katılanın bilahare tapuda kendisine satılan her iki arazinin sanık … tarafından gösterilen ve daha değerli yerler olmadığını anladığı, ve bu şekilde sanıkların katılanı dolandırdığı iddia olunan somut olayda;
1- Sanıklar …, … ve … hakkında kurulan hükümler yönünden yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde; sanıkların katılanın iradesini hileli hareketlerle fesata uğratıp menfaat temin etmek yolu ile dolandırdıkları yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla, mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında kurulan hüküm yönünden yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5237 sayılı Kanunun 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi, halinin nitelikli dolandırıcılık hali olarak kabul edildiği, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya meslek bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlandığı, aynı Kanun’un 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denildiği, aynı yasanın 37.maddesinin 4. bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançlarının bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtildiği, yasada kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerektiği, somut olayda ilçede emlakçı dükkanı olup emlak komisyoncusu olduğu belirtilen sanığın bu görevinin serbest meslek olarak nitelendirilemeyeceği, sanığın sübut bulna eyleminin TCK’ nın 157. maddesine uyan basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23/12/2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.