YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7157
KARAR NO : 2015/837
KARAR TARİHİ : 20.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; sanık …’in,…Uluslararası İşbirliği Geliştirme merkezi başkanı ve .. sorumlusu ve yöneticisi olduğu, temyiz incelemesi dışındaki sanık …’ın ise vakfın D… il temsilcisi olduğu, paraya ihtiyacı olan katılanın, söz konusu vakıf aracılığıyla kredi çekebileceğini duyması üzerine, … ile görüşmeye gittiği, temyiz dışı sanık …’nın katılana, .. uluslararası iş yapan büyük iş adamlarına, TOKİ ve belediyelere büyük meblağlarda kredi verdiğini; ancak bu dönem ferdi olarak kredi borcunu kapatamayanlara, öğrencilere ve işsizlere kredi verdiklerini, çok cüzi oranda faiz aldıklarını söyleyerek katılanda güven telkin ettiği, katılanın da kredi kullanmak istediğini beyan etmesi üzerine, katılandan bazı belgeler istediği, katılanın bu belgeleri hazırlayarak temyiz dışı sanık…ya teslim ettiği, …’ın katılana, bir hafta sonra eksperin gelip belgeleri inceleyeceğini söylediği, sonrasında sanık …’in vakfın .. şubesine giderek katılanla görüştüğü, katılana ne kadar maaş aldığı, beyan ettiği arabanın kendisine ait olup olmadığı ve talep ettiği kredi ile ne yapacağı gibi sorular sorduğu, sanığın sorularına cevap veren katılanın 80.000 TL kredi talebinde bulunduğu, sanıkla yaptığı görüşmeden iki gün sonra …’ın katılanı telefonla arayarak kredi talebinin onaylandığını, kredi talebi onaylanan kişilerin vakfa üye olmalarının şart olduğunu, .. üye olanların da 3.000 TL ödeme yapması gerektiğini söylediği, bunun üzerine katılanın 18/08/2009 tarihinde …’a 3.000 TL verdiği, temyiz dışı sanık Hakkı’nın kredinin 48 saat içerisinde ödeneceğini söylediğini, daha sonra ise …. şubesinde Euro hesabı açması ve hesap numarasını kendisine vermesini istediği, katılanın da açtığı Euro hesabını …’a bildirdiği; ancak, kredinin bu hesaba da geçmediği, bunun üzerine temyiz dışı sanık ..’nın … beraber çalıştığı yurt dışındaki bankanın sigorta için 230 Euro talep ettiğini söyleyerek katılandan 08/09/2009 tarihinde 230 Euro aldığı, yine aynı bahanelerle 16/09/2009 tarihinde 170 Euro, 28/09/2009 tarihinde ise 480 Euro daha aldığı, yine Ekim ayının başında katılanın 5.000 TL miktarlı bir senedi imzalayarak …’a verdiği, ancak bütün bu ödemelere rağmen katılana kredi ödemesi yapılmadığı anlaşılmakla; eylemin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen “… tüzelkişiliğinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş bulunan ve daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın, 5237 sayılı TCK’nın 50/3. maddesi gereğince aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,
2- Hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,
3- Sanığın, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılandan menfaat temin etmesi nedeniyle, hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
4- TCK’nın 51. maddesi uyarınca mümkün olmadığı halde, hükmolunan adli para cezasının ertelenmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 20/01/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.