YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7788
KARAR NO : 2015/1718
KARAR TARİHİ : 02.02.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları
otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’ın, diğer sanık …’ın tek başına yetkilisi olduğu … Şirketine ait … Bankası Şubesi nezdinde bulunan çek hesabından, çek düzenleme yetkisi bulunmadığı halde, 30/05/2007 keşide tarihli ve 32.000 dolar bedel içeren çeki tanzim ettikten sonra bir ticari alışverişe istinaden aldığı mal karşılığında katılan … Ticaret Anonim şirketine vererek haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
Yargılama konusu olan çekin katılan tarafından ilgili bankaya ibraz edildiğinde keşideci imzasının yetkili kişiye ait olmadığının tespit edilmesinin dışında tahrifat yapılarak çekin sahte oluşturulduğuna dair herhangi bir belirlemenin söz konusu olmadığı, sanık …’ın, aşamalarda verdiği ifadelerinde; söz konusu çek üzerindeki imzanın kendisine ait olduğunu ve ticari bir alışveriş kapsamında katılana aldığı mal karşılığında verildiğini, borcunu kabul ettiğini, anılan şirket adına çek keşide etme yetkisinin bulunduğunu, söz konusu çekin hamili olan katılan şirketin, çeki kaybetiklerini bildirip, alışverişe konu olan malları kendilerine göndermemeleri üzerine de menfi tespit davası açtıklarını savunduğu, sanık ile katılan arasında mal alışverişine dayanan ticari bir ilişkinin bulunduğunun dosya kapsamına göre sabit olduğu, sanıkların, bu ticari ilişki sürecinde katılana yönelik herhangi bir hileli davranışta bulunarak katılanı aldattığına veya haksız menfaat temin etmeye yönelik bir davranış sergilediğine dair delilin veya buna ilişkin bir iddianın da söz konusu olmadığı dikkate alınıp, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması ve sanıkların somut olayda suç kasıtlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi bakımından, sanıklar tarafından söz konusu çek ile ilgili olarak çekin yetkisiz kişi tarafından imzalanarak düzenlendiği gerekçe gösterilerek herhangi bir şekilde icra takibine müdahalede bulunulup bulunulmadığı veya sanıkların çekin yetkisiz kişi tarafından imzalandığını öne sürerek katılan şirketten haksız menfaat temin etmeye kalkışıp kalkışmadıkları hususunun tartışılarak tespit edilmesi, katılan şirket yetkilisinin duruşmaya çağrılarak sanıklar ile aralarında ne tür bir ticari ilişki olduğu, daha önce de sanıklar ile ticari ilişki içerisinde bulunup bulunmadıkları, daha önce sanık …’ın bu şekilde çek düzenleyip düzenlemediği, düzenlemiş ise çek bedellerini ödeyip ödemediği; ve ayrıca dosyada mevcut 16.09.2003 tarihli vekaletname içeriğine göre; sanık …’ın anılan şirket adına çek keşide etme yetkisinin verildiği anlaşılmakla; suç tarihi itibariyle söz konusu yetkisinin kaldırılıp kaldırılmadığı hususlarının araştırılıp net bir şekilde açıklığa kavuşturulmasından sonra toplanan delilere göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.