Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/9381 E. 2015/22414 K. 11.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/9381
KARAR NO : 2015/22414
KARAR TARİHİ : 11.03.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa, dolandırıcılıktan bahsedilemez, şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fail, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler, bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır. Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa, basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Tanık …’nın ikinci el araç satın almaya karar vererek katılan … Öztürk’ün yetkilisi olduğu Öztürkler Otomotiv Parçaları Elektrikli Aletler Gıda Maddeleri San. ve Tic A.Ş. adlı otomotiv satımı üzerine Sakarya ilinde faaliyet gösteren işletmeye müracaat ettiği, adı geçen işletmede satış elemanı olarak çalışmakta olan sanık …’nun tanık ile ilgilenerek kredi kullandırmak için TEB Cetelem kredi şirketiyle irtibat kurduğu, ancak şirketin kredi vermek için kefil istemesi üzerine sanığın daha önce iş yerinde müşteri olan ve kredi kullandığı için farklı bir sözleşmede ismi ve imzası bulunan katılan …’ın ismini yazıp imzasını atarak 25.06.2008 tarihli tüketici kredi sözleşmesini düzenlediği ve … isimli şahsın kredi kullanmasını sağladığı, kredi sözleşmesindeki borcun ödenmemesi üzerine şirketin katılan … ile irtibat kurduğu ve katılanın sözleşmede kefil olarak bulunmadığının anlaşıldığı olayda,
1-Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanık, tanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, bilirkişi raporu ile bahse konu isim ve imzanın sanığa ve katılan …’a ait olduğuna dair bulgu elde edilememesi, adına kredi alınan tanık Davut Karabulut’un beyanında, kefil istenmesi üzerine araç alımından vazgeçtiğini ancak bir gün sonra şirketten arayan bir şahsın kefil bulduklarını söyleyip arabayı teslim alması için işyerine gelmesini istediklerini, işyerine gittiğinde sanığın kredi sözleşmesini hazırlayıp imzalamasını istediğini ifade etmesi karşısında, tüm işlemlerin şirket yetkilisi sıfatıyla sanığın gözetimi ve kontrolü altında yapılmış olması, sanığın özel belge niteliğindeki sözleşme evrakına imza atarak özel belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup, suçun sanık tarafından işlendiğinin şirket lehine tanıklık etmekte menfaati bulunmayan tanık Davut Karabulut’un beyanları ile doğrulanması karşısında tebliğnamedeki eksik araştırma sebebiyle bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarından 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
… adına düzenlenen kredi sözleşmesinde, gerçekte kefil olmadığı halde katılan …’ın kefil olarak gösterilmesi dışında kredi sözleşmesinin usulüne uygun olması, kredinin … adına çekilmesi ve borcun tanık tarafından ödenmemesi üzerine şirket tarafından ödendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın kredi alımında kendisine ne şekilde menfaat temin ettiğinin ve dolandırıcılık suçunun ne şekilde oluştuğunun denetime imkan verecek şekilde belirlenmeden yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.