Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/13759 E. 2014/12247 K. 18.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/13759
KARAR NO : 2014/12247
KARAR TARİHİ : 18.06.2014

Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık … hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1.e,son maddesi gereğince 5 yıl hapis ve 30.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına dair Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27/02/2008 tarih ve 2007/18 esas, 2008/70 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20/04/2010 gün ve 2008/157622 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 12/02/2013 gün ve 2011/18617 Esas 2013/2562 sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 Sayılı …nın 308.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine Dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 12/02/2013 gün ve 2011/18617 esas, 2013/2562 sayılı kararının nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin kısmının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Somut olayda; kendisini bilgisayar uzmanı ve pkk örgüt üyesi olarak tanıtan sanığın, bir şekilde Elazığ Alay Komutanlığı’ndaki yetkililerle temasa geçerek Girne Amerikan Üniversitesi’nde sol gruplarla ilişkisinden dolayı atıldığını, 1,5 yıldır örgütle ilişkişi olduğunu, kendisine patlayıcı eğitimi verildiğini, uzaktan kumandalı bomba düzeneği hazırladığını, ancak pişman olduğunu söyleyerek, terör örgütüne yönelik yapılacak çalışmalarda bilişim sistemi yoluyla yardımcı olacağını, Mardin, Tunceli, Diyarbakır kırsalında bulunan terör örgütüne ait sığınaklardaki patlayıcı maddelerin arasına uzaktan notebook ile patlatma düzeneği kurduğunu, kendisine gerekli sistemi kurmak için malzeme alınırsa Elazığ’dan aynı anda terör örgütünün sığınaklarda bulunan bombalarını patlatabileceğini vaat ettiği, bunun üzerine sanığa söz konusu sistemi kurması için posta yoluyla 15.000 TL havale edildiği, ancak sanığın söylediği ve vaat ettiği hususların hayal mahsulü olduğu, bu yönde bir bilgi birikimi olmayıp gerekli donanıma da sahip olmadığı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine ancak;
5237 Sayılı TCK. nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezasının gün karşılığı belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde doğrudan haksız elde olunan menfaatin iki katı esas alınmak suretiyle karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin “zararın iki katı olan 30.000 YTL” cümlesinin çıkartılarak yerine, “1.500 gün” ibaresinin eklenmesi ve 2. paragraftan sonra gelmek üzere, “TCK’nın 52/2 maddesi uyarınca günlüğü 20 TL’den hesap edilerek sanığın 30.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” paragrafının eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.