YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/14741
KARAR NO : 2014/15165
KARAR TARİHİ : 22.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık (Değişen suç vasfı nedeniyle resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan)
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Ayrıntıları Yargıtay CGK’nın 04.10.1993 tarih ve 187/227 sayılı kararında da açıklandığı üzere, tür ve miktarı itibariyle kesin olan kararların suç vasfına yönelik temyizi halinde Yargıtay’ca inceleme yapılmasının olanaklı bulunması ve şikâyetçi kurumun temyizinin de suç vasfına yönelik olduğunun anlaşılması karşısında; usul ve yasaya aykırı bulunan temyizin reddine dair 12.09.2008 tarihli ek kararın kaldırılması suretiyle yapılan temyiz incelemesinde;
Hekimhan İlçe Tarım Müdürlüğü’nce 2006 tarihinde meydana gelen ziraî don felaketi nedeniyle zarar görenlere, 2090 sayılı “Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun gereğince yardım parası ödemesi yapıldığı, sanığın da kayısı bahçesinin dondan zarar görmesi nedeniyle yaptığı başvuru sırasında doldurduğu 09.11.2006 tarihli taahhütnamede, SSK’dan emekli olduğunu gizleyerek, herhangi bir kurumdan maaş almadığını beyan etmek suretiyle haksız olarak devletten yardım parası aldığının anlaşılması karşısında; suçtan zarar gördüğü anlaşılan T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın davaya katılmakta yararı bulunduğu gözetilmeden, adı geçen idare adına … vekilinin katılma talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmakla, katılma talebinin reddi kararının kaldırılarak ve hazinenin, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar görmüş bulunduğu dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hükmü de temyize hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
2090 sayılı Kanun’da, tabii afetlerden zarar gören çiftçilerle ilgili düzenlemelere yer verildiği, çiftçilerin zararlarının tespitleri, yapılacak ödemeler ve ödemelerin kimlere yapılacağı hususundaki ayrıntılara ise; 26272 sayılı Tabii Afetlerden Zarar gören Çiftçilere Ödenecek Yardımlar Hakkında Yönetmelikte yer verildiği, anılan yönetmeliğin 5. maddesinde yardımın hangi koşullarda, kimlere verileceğinin düzenlendiği, buna göre;
“(1) Bu yönetmelikte yer alan yardımlardan, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu kapsamında uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası yaptırmamış üreticiler yararlanamaz.
(2)Yardımdan yararlanılabilmesi için, çiftçi veya çiftçilerin birlikte kurdukları kooperatifler aşağıdaki şartları haiz olmalıdır:
a)Tarımsal ürünlerinin, canlı ve cansız üretim araçları ve tesisleri dâhil tüm tarımsal varlığının toplam parasal değerinin en az %40 ve daha fazla oranda zarar görmesi ile birlikte;
-Çiftçinin veya çiftçilerin birlikte kurdukları kooperatiflerin bu zararı diğer tarım ve tarım dışı gelirleri ile karşılayacak gücünün bulunmaması,
-Kredi veren banka, kooperatif ve benzeri kuruluşlardan zararlarını karşılayacak borç ve tazminat alma imkânlarının bulunmaması,
-Zarar ve ziyanlarının herhangi bir suretle karşılanmamış olması,
b)Tarımsal ürünlerinin, canlı ve cansız üretim araçları ve tesislerinin %40’tan daha az zarar görmesi ile birlikte, kredi alma imkânı bulunmaması, tarım dışı gelirinin yeterli bulunmaması dolayısıyla, tarımsal faaliyetlerini devam ettiremeyecek ve geçimini sağlayamayacak kadar muhtaç olması, ikinci fıkranın (a) veya (b) bentlerindeki şartları taşıyan yardıma muhtaç çiftçi ailesinin, bu yönetmelikte yer alan yardımlardan yararlanabilmesi için, yıllık gelir toplamının, her yıl Bakanlar Kurulunca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükümlerine yer verildiği anlaşılmakla;
Sanığın, SGK’dan emekli maaşı almasına rağmen 09.11.2006 tarihinde, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahhütname imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan 2.777,00 TL parayı almak suretiyle kamu kurumu olan hazineyi zarara uğrattığının iddia edilmesine karşılık, 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26272 sayılı Yönetmeliğin mahkemece değerlendirilen 5/b-3. maddesinin “Bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplamının her yıl Bakanlar Kurulu’nca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükmü doğrultusunda, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda, dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı, eylemin TCK’nın 206. maddesi kapsamında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 22.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.