Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/16233 E. 2014/15147 K. 22.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/16233
KARAR NO : 2014/15147
KARAR TARİHİ : 22.09.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat, karar verilmesine yer olmadığına

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, … … … Tekstil Sanayii Anonim Şirketi’nin ortaklarından biri olarak, daha önce sürekli iş yaptığı katılanlara ait şirkete, aldıkları mal karşılığında suça konu 13/10/2007 keşide tarihli 20.000 TL bedelli, 17/10/2007 keşide tarihli 25.000 TL bedelli, 25/10/2007 keşide tarihli 20.000 TL bedelli ve 15/11/2007 keşide tarihli 30.000 TL bedelli çekleri verdiği, katılan henüz vadeleri gelmeyen çekleri 16/10/2007 tarihinde bankaya ibraz ettiğinde, bankanın, çeklerin, tek imza ile imzalandığını gerekçe olarak göstererek katılanlara ödeme yapmadığı, böylece sanık ve ilgili şirketin çift imza ile imzalanması gereken çekleri tek imza ile imzalayıp katılana vermeleri suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1- … … … Tekstil Sanayii ve Ticaret Anonim Şirketi hakkında verilen karar verilmesine yer olmadığına dair karara yönelik temyiz incelemesinde;
5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi hükmü ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15/07/2008 tarihli kararı karşısında, davayı sonuçlandırıcı nitelikte bulunmayan “karar verilmesine yer olmadığına” dair kararın, hüküm niteliğinde olmayıp temyizinin de mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,
2-Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Suça konu çeklerin tek imza ile imzalandığının, şirketin diğer ortakları tarafından bilindiği, bu şekilde çeklerin imzalanarak katılanlara verilmesinde, yetkili diğer ortakların baştan muvafakatlerinin bulunduğu, bu şekilde, ortada gerçeğe aykırı düzenlenen bir belgenin bulunmaması ve suçun unsurlarının oluşmadığının anlaşılması karşısında, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

3-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
a-Sanığın yetkili olduğu şirketle katılanların şirketi arasında uzun yıllardır devam eden bir ticari ilişki bulunduğu, bu ilişki kapsamında daha önce, bir çok çekin sanık tarafından tek imza ile imzalanarak katılanlara verildiği, bu çeklerin karşılığının tamamının ödendiği, katılanların da, suç tarihinde ve öncesinde, kendilerine tek imzalı olarak verilen bütün çeklerin çift imza ile imzalanması gerektiğini bildikleri, sanık ve ortakları tarafından daha önce yapılan ödemeler nedeniyle gelişen karşılıklı güven ilişkisi çerçevesinde, işlerin daha kolay ve hızlı yürümesi açısından taraflar arasında bu yönde bir teamül geliştiği, suça konu çeklerin bankaya ibrazından sonra, sanığın veya ilgili şirketin imzaya veya borca yönelik herhangi bir itirazlarının bulunmadığı, sanığın, aşamalarda değişmeyen bütün ifadelerinde, katılana olan borcunu kabul ettiğini belirttiği, ayrıca çeklerde yazılı olan vade tarihinden önce katılanların çekleri bankaya ibraz etmesi nedeniyle hesabın müsait olmadığı, bu nedenlerle, sanık ve şirketin diğer ortaklarının ödeme yönündeki iradeleri, katılanların, sanığın tek başına imzaya yetkili olmadığını bilmeleri, daha önceden de, sanığın şirketi ile katılanlar arasında aynı mahiyette bir çok alışveriş yapılmış olması, sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiğine dair delil bulunmaması, eylemin taraflar arasında hukuki ihtilaf mahiyetinde olması, ortada hile teşkil eden bir eylemin bulunmaması karşısında, nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
b-Kabule göre de;Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007/10-108 Esas ve 2007/152 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı TCK’da tanımlanan nitelikli dolandırıcılık suçunda uygulanacak cezanın sabit olmayıp, asgari ve azami sınırlar arasında bir miktarın belirlenmesine olanak verecek biçimde düzenlendiği, cezanın alt sınırdan veya alt sınırdan uzaklaşılarak tayini hakimin taktir yetkisinde olmakla beraber, aynı Kanun’un 61/1. madde ve fıkralarında yer alan ölçütler nazara alınmak suretiyle aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önemi ve meydana gelen zararın ağırlığı hususları göz önünde bulundurularak gerekçesi gösterilmek suretiyle ceza takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmeden, Anayasa’nın 141., 5271 sayılı CMK’nın 34/1. ve 230. maddeleri ile 1412 sayılı CMUK’nın 308/7. maddelerine aykırı olarak hiçbir gerekçe göstermeden hapis cezası yönünden alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi,
c-5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 sayılı TCK’nın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile değişik TCK’nın 158/1. fıkrasına eklenen “… Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katında az olamaz.” cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 52. maddesinin 1.fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Kanunun 61. maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise, 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK’nın 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise;o takdirde tespit olunacak temel gün,suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Bu açıklama kapsamında, 5237 sayılı TCK’nın 158/1, f, son maddesi gereğince haksız menfaat miktarının 95.000 TL, haksız menfaatin iki katının 190.000 TL olması dikkate alınarak temel cezanın bu miktardan az olmayacak şekilde belirlenip sanığın 9.500 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 62. maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 7916 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve aynı Kanun’un 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL den hesap edilmek suretiyle netice olarak 158.320 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, haksız menfaatin iki katının da yanlış bir şekilde 380.000 TL olarak belirlenip, bu miktar üzerinden de indirim yapılmak suretiyle sonuç olarak 316.666 TL belirlenerek fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.