Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/17664 E. 2014/16773 K. 20.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/17664
KARAR NO : 2014/16773
KARAR TARİHİ : 20.10.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir. Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur. Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Katılanın, suç tarihinde iki ay kadar önce bankalardan kredi talebinde bulunmasına rağmen başvurularının reddedildiği, bu sırada avukatı aracılığıyla tanıştığı sanık …’nın, kredi konusunda yardımcı olabileceğini söyleyerek katılandan evin tapusu, maaş bordrosu, araba ruhsatı gibi belgelerin fotokopisini istediği, ertesi gün buluştuklarında, kredi kartı borçları nedeniyle kredi vermediklerini, ancak evini eşi sanık …’nın üzerine geçirmesi halinde onun üzerinden kredi alabileceklerini, kredi çektikten sonra da evi tekrar kendisine devredeceklerini söylemesine rağmen katılanın bu teklifi kabul etmediği, sanık …’nın yurt dışında satış temsilciliği yaptığını öğrendiği katılana “Bizde böyle birisini arıyoruz, gel burada bize yardımcı ol” dediği, katılanın da bunu kabul etmesi üzerine, sanığın katılan adına sorumlu müdür olarak kartvizit bastırdığı, bundan bir hafta kadar sonra da sanığın katılana “Hem sana araba almak hem de iş yerine kredi çekebilmek için evini eşimin üzerine yapalım, 40 milyar kadar kredi çekelim, 15 milyarını sen araba ve borçlarına kullanırsın kalan miktarını da şirkete kullanırız, krediyi çektikten sonra evini geri vereceğiz, sana açık senet vereceğiz, hem babam … hem de karım … imzalayacak” diyerek katılanı ikna ettiği ve 160.000 TL tutarında bir senedi imzalayarak katılana verdiği, sonrasında katılanın emlak alım satımıyla uğraşan temyiz dışı …’a vekaletname vermesini sağlayarak 10.05.2007 günü evi sanık …’nın adına devrini sağladıkları, 15.05.2007 tarihinde ise, …’e evin satışının yapıldığının anlaşıldığı olayda; sanıkların, katılanı şirketlerinde gayri resmi müdür ve ortaklık sıfatı vererek çalıştırmaya başlattıkları, bu şekilde sağladıkları güvenden ve katılanın akıl zayıflığından yararlanarak, bankadan kredi çekmesini sağlayacakları bahanesiyle üzerine kayıtlı evin tapusunu önce sanık …’ya, 5 gün gibi kısa bir sürede de …’e devretmek suretiyle menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri sabit olduğundan, Dairemizin 13.05.2013 tarihli 2011/25455-2013/8814 E-K sayılı bozma ilamı doğrultusunda verilen mahkumiyet kararlarında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Bozma üzerine yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 20.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.