YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/19042
KARAR NO : 2014/18316
KARAR TARİHİ : 06.11.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Tebliğnamede, o yer Cumhuriyet savcısının da kararı temyiz ettiği yönünde görüş bildirilmesine karşın; gerek dosya içerisinde gerekse UYAP ortamında yapılan araştırmada sadece sanık müdafiinin temyiz talebinde bulunduğu tespit edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, yargılama aşamasında hayatını kaybeden şikayetçiyi yolda görüp “…, ne yapıyorsun, nasılsın?” diyerek koluna girdiği, şikayetçinin sanığı tanımadığını söylemesi üzerine “ben seni tanıyorum, nereye gidiyorsun?” diye sorduğu, şikayetçinin oğlu ile buluşup icra dairesine gideceğini söylemesi üzerine tanıdığı avukat bulunduğunu, icra takibini hemen durdurabileceğini söyleyip şikayetçiyi bir iş hanına götürdüğü, telefon açarak avukat ile konuşuyormuş gibi yaptıktan sonra 250,00 TL para gerektiğini, avukatın bu parayı istediğini söyleyip cebinden bir miktar para çıkarıp şikayetçiden bu paranın üstünü tamamlamasını istediği,
cebinden 175,00 TL çıkması üzerine paranın üstünü tamamlayıp icra dairesine gideceğini söyleyerek şikayetçinin yanından uzaklaştığı somut olayda; şikayetçinin beyanlarına karşın, sanığın hiç tanımadığı şikayetçiden suça konu parayı borç olarak aldığına ilişkin itibar edilmeyen savunması gözetildiğinde dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına hükmedilmesine rağmen aynı maddenin “c” fıkrasındaki vesayet ve velayete ilişkin hak yoksunluğuna hükmedilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından TCK’nın 53. maddesinin tatbikine ilişkin bölümün tamamen çıkartılarak yerine yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.