Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/19966 E. 2015/481 K. 15.01.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/19966
KARAR NO : 2015/481
KARAR TARİHİ : 15.01.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık (değişen suç vasfına göre hırsızlık)
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
Sanıkların bohçacı olup seyyar satıcılık işi ile uğraştıkları, suç tarihinden önce, katılanın ikamet ettiği mahalleye birlikte gelip ev ev dolaşmaya başladıkları bu sırada mahallede bulunan kadınlarla konuştukları, çevredeki insanlar hakkında bilgi topladıkları, suç tarihinden bir gün önce de katılanın evin önüne geldikleri, burada katılanı ve kayınvalidesi olan tanık…’yi gördükleri, sohbet etmeye başladıkları, çevreden topladıkları bilgilerle katılan ve tanığı etkileyen sanıkların, suç tarihinde yeniden katılanın evinin bulunduğu yere geldikleri, tanık…’ye “senin gelininde ve ailesinde büyü var, nazar var, bunu bozacağız” dedikten sonra birlikte katılanın evinin kapısının önüne geldikleri, burada oturup konuştukları sırada sanıklardan birinin katılana “bileziklerini, altınlarını çıkar yatak odasına koy” dediği, katılanında 9 adet altın bileziğini, altın yüzüğünü ve küpesini çıkartıp bir beze sararak yatak odasına götürüp yatak üzerinde serili bulunan yorganın altına sanık …’nın, dua eder gibi yaparak okuyup üflediği bu sırada tekrar evin dışına çıkmadan katılanın yorgan altına koyduğu altınları el çabukluğu ile alarak ev dışına çıktığı daha sonra sanıkların, katılan ve tanık…’ye, “ kapınızı kilitleyin size düşmanlarınızı göstereceğiz” dedikleri, birlikte dışarı çıktıktan sonra hızlıca evden ayrıldıkları, bu şekilde sanıkların başlangıçtan beri dolandırıcılık kastıyla hareket edip, hileli söz ve davranışlarla dini duygularını istismar ettikleri katılandan haksız menfaat sağladıkları anlaşılmakla, eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hırsızlık suçundan hüküm kurulması;
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın gözetilmesine, 15.01.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.