Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/2143 E. 2014/1518 K. 29.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/2143
KARAR NO : 2014/1518
KARAR TARİHİ : 29.01.2014

Dolandırıcılık suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-d,k, 35/2 58,53 maddeleri gereğince 2 yıl 3 ay hapis ve 15.000 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.10.2008 tarihli ve 2008/202 esas, 2008/290 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.05/2011 gün ve 2009/136425 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 05.06.2013 gün ve 2011/25871 Esas 2013/10526 sayılı kararıyla hükmün Onamasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine Dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 05.06.2013 gün ve 2011/25871 Esas 2013/10526 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda;
Sanığın 22.01.2006 tarihinde çalıntı kaydı bulunan ve 15.04.2006 tarihinden itibaren emniyet otoparkında bulunan motor ve şasi numaralarının değiştirildiği anlaşılan ve …sahte plakası takılmış aracı 09.07.2007 tarihinde İzmir Şirinyer’de … acente nolu finans sigorta acentesi ile kasko sigortası yaptırdığı, 16.07.2007 tarihinde park ettiği yerden çalındığını beyan ederek 17.07.2007 tarihinde Burhaniye’de kolluk kuvvetlerine
başvurduğu, yapılan araştırma sonucunda aracın bulunamadığı ve tutanak tutulduğu, sanığın durumu sigorta şirketine telefonla bildirdiği, sigorta şirketinin ilgili evrakları istemesi üzerine sanık tarafından müracaat tutanağı ve 24.08.2007 tarihli müracaat ettiği Polis Merkez Amirliğince .. Sigorta Acenteliğine hitaben yazılmış bir yazıyı fakslanmak suretiyle sigorta şirketine sigorta bedelini almak için müracaat edildiği, ancak sigorta şirketi tarafından yapılan araştırma sonucunda olumsuz kanaate varılarak sigorta bedelinin ödenmediği anlaşıldığından, sanığın eyleminin kamu kurumunu aracı kılmak suretiyle sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluştuduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiş, istinabe yoluyla ifadesi alınan başka suçtan tutuklu sanığın, yasal haklarının hatırlatılmış olması, savunmasını yapacağını beyan ederek savunmasını yapmış olması, esas mahkeme huzurunda ifade vermek istediğine ilişkin bir talebinin olmaması karşısında savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceğinden, tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak olunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde uygulanacağı, süresi ve bu konuda karar verecek merci 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108. maddesinde düzenlenmiş bulunduğundan denetimli serbestlik tedbirinin süresinin infaz aşamasında 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,hüküm fıkrasından, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin paragraftan 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri ibaresinin çıkarıtılarak yerine “denetimli serbestlik tedbiri” ibaresinin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.