Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/2761 E. 2014/4260 K. 06.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/2761
KARAR NO : 2014/4260
KARAR TARİHİ : 06.03.2014

Dolandırıcılık suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157, 62/1, 52/2-4, 53/1-a-b-c-d-e, 58/6. maddesi gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 2.000 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.04.2011 tarihli ve 2011/317 esas, 2011/458 sayılı karar lehine vaki temyiz istemi üzerine düzeltilerek onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.01.2012 gün ve 2011/297776 sayılı tebliğnamesi ile dairemize gönderilmiş, Dairemizin 14.01.2014 gün ve 2012/3913 Esas 2014/228 sayılı kararıyla hükmün Onamasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 308. Maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine Dosya incelenerek gereği düşünüldü,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 14.01.2014 tarih ve 2012/3913 esas 2014/228 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, taksi şoförü olan katılanın aracına müşteri olarak binip kendisini kuyumcu olarak tanıttığı, “müşterimin bileziklerini değiştirmeye gidiyorum” dediği, kent meydanında sanığın taksiyi beklettiği, kendisinin ise alışveriş merkezine girdiği ve bir müddet sonra bilezik modellerini beğenmediğini belirterek geri döndüğü, tekrar araçta gitmekte iken aracı durdurduğu,bir mağazanın önünde, mağazada çalışan tanık … ile konuştuğu, bu sırada katılana taksinin kapılarını kilitli tutmasını belirttiği, elinde bulunan imitasyon bileziklerin bulunduğu poşeti koltuğun altına bıraktığı, katılanın yanına gelip “bende Türk parası yok şahsa borcumu vereceğim” diyerek katılandan 350 TL para aldığı, katılanın, trafiği aksatmamak için mağazanın arka tarafında bulunan yere park ettiği sırada sanığın ortalıktan kaybolduğu anlaşılan olayda; suçun sübut bulduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin uygulamasında a,b,d,e bentlerinde gösterilen hakları mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde sayılan kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı; vesayet veya kayyımlığa ait hizmette bulunma haklarını koşulu salıverme tarihine kadar kullanamayacağının hükümde gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün, bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümde yer alan 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüme “sanığın TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1.fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresi eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.