YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/5093
KARAR NO : 2014/7755
KARAR TARİHİ : 22.04.2014
Sanık …’nın dolandırıcılık suçundan 527 sayılı TCK’nın 157/1, 50/1 maddeleri gereğince 7.300 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Dicle Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29.12.2010 tarihli ve 2010/50 esas, 2010/108 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.06.2012 tarih ve 2011-239293 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 11.02.2014 tarih ve 2012/8743 esas- 2014/2356 karar sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 11/02/2014 tarih ve 2012/8743 esas 2014/2356 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın, ticari taksi sürücüsü olan katılan ile taksisiyle …’ya bir düğüne gitme hususunda anlaşıp önce …’ye gittikleri, burada bir telefon bayiine uğrayıp toplam bedeli olan 670 TL olan iki adet cep telefonu alıp katılana sonradan kendisine nakit vereceğini söyleyerek katılandan kredi kartını alarak cep telefonlarının ödemesini yaptığı daha sonra hemen geleceğini söyleyerek gittiği geri gelmediği şeklinde gerçekleşen eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında; 5237 sayılı TCK’nın 157/1. maddesi gereğince hüküm kurulurken, hapis cezası ile birlikte adli para cezasına da karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sadece hapis cezasına hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 150/1. maddesi gereğince, yasal olarak tayin edilen zorunlu müdafiinin ücretinin sanığa tahsiline karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, “soruşturma sırasında görevlendirilen müdafii ücreti olan 120,00 TL ile kovuşturma sırasındaki müdafii ücreti olan 220,00 TL’den oluşan toplam 340 TL müdafii ücretinin sanıktan tahsil edilmesi” ile ilgili bölümün çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.