YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/555
KARAR NO : 2015/20872
KARAR TARİHİ : 18.02.2015
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, yaralama, tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Kararda 5237 sayılı TCK’nın 86/3-a maddesi yerine, 86/3-e yazılması mahallinde düzeltilebilir hata olarak görülmüştür.
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç,seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakkında aile içi şiddet nedeniyle birden çok kez kamu davası açılan sanığın, şikayetçiye karşı tehditte bulunması nedeniyle hakkında soruşturma başlatıldığı, ifadesinin alınmasını takiben serbest bırakılan sanığın annesi olan şikayetçiyi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde kasten yaraladığı, üzerlerindeki kıyafeti yırtarak zarar verdiği, “akıllı ol” şeklinde tehditte bulunduğu, sanığın bu eylemiyle mala zarar verme, yaralama, tehdit suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanığın, katılanın üzerindeki elbiseleri yırttığı ve evinin camlarını kırdığından bahisle mala zarar verme suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; 5237 sayılı TCK’nın 167/1-b maddesine göre atılı suçun üstsoy, altsoy veya bu derecede kayın hısımlarından birinin zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunamayacağı şeklindeki düzenleme karşısında, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
2-Sanığın sabıkasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğu gözetilerek, tehdit suçundan verilen 25 gün hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 50/3 maddesi gereğince seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,
3-Sanığın savunmasında, hakkında lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ettiği anlaşılmakla, sanık hakkında verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 5237 sayılı TCK’nın 50/1 maddesinde yazılı seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilemeyeceğinin karar yerinde tartışılmaması,
4-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2011/5-38 Esas, 2011/75 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliği nedeniyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Suça ilişkin, yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması ve suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması koşulları ile sanığa ilişkin olarak, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması ve sanığın kabul etmesi koşullarının gerçekleşmesi halinde mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, suç tarihi itibariyle sabıkası bulunmayan sanık hakkında diğer koşulların oluşup oluşmadığı araştırılmadan ve karar yerinde değerlendirilmeden, “takdiren uygulanmasına yer olmadığına” denilerek yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
5- 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.02.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.