Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/6889 E. 2014/7200 K. 15.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/6889
KARAR NO : 2014/7200
KARAR TARİHİ : 15.04.2014

Dolandırıcılık suçundan sanık …’in, 5237 sayılı TCK’nın 157/1, 52/2, 52/4, 53/1, 58/6 mad uyarınca 3 yıl hapis ve 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Gaziantep 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.03.2011 tarihl ve 2011/81 esas, 2011/117 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/06/2012 tarih ve 2011/237633 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 11.02.2014 tarih ve 2012/8478 esas, 2014/2425 sayılı kararıyla hükmün onamasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 11.02.2014 tarih ve 2012/8478 esas, 2014/2425 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın şikayetçinin işletmekte olduğu işyerini telefonla arayarak 50 TL değerinde baklava ve fıstık siparişi verip 200 TL para üstü ile birlikte adresini verdiği avukatlık bürosuna göndermesini istediği, şikayetçinin çalışanı tanık Hasan’ın 150 TL para üstünü ve siparişi ile belirtilen işyerine gittiği sırada sanığın işyeri girişinde tanığı karşılayarak siparisi kendisinin verdiğini, şiparişi büroya götürmesini ve oradan parayı alacağını, kendisine para üstü olan 150 TL’yi vermesini söyleyerek 150 TL para üstünü aldığı, tanığın avukatlık bürosuna giderek burada kendisine sipariş verilmediğini söylemesi üzerine dolandırıldıklarını anladığı olayda, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-TCK’nın 50/6. maddesinde bulunan “yaptırımın” ibaresinin 01/03/2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 26/02/2008 tarih 5739 sayılı Kanunun 4. maddesi ile “tedbirin” olarak değiştirilmesi ile sözü edilen maddenin birinci fıkrasının “a” bendi uyarınca hapis cezasının paraya çevrilmesi seçenek yaptırım, diğer bentlerde düzenlenen hususların ise seçenek tedbir niteliğinde olduğu, TCK’nın 50/6. maddesinde hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığı’na yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesinin sonuçlarının düzenlediği, somut durumda ise sanık hakkında bir tedbir niteliğini haiz olmayan, kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği ve infazının 5275 sayılı CGTİHK’nın 106. maddesine tabi olduğu hususu gözetilmeksizin infazı kısıtlar biçimde karar tesis edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Kanun’un 8/1 maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün ilgili kısmından ” 50/6 ” ibaresinin çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.