Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/7614 E. 2014/8209 K. 28.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/7614
KARAR NO : 2014/8209
KARAR TARİHİ : 28.04.2014

Dolandırıcılık suçundan sanıklar …, …, … ve …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157/1. maddesi gereğince 4 yıl hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Adıyaman 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 26/04/2009 tarihli ve 2007/385 esas, 2009/398 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine düzeltilerek onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/06/2012 gün ve 2010/38736 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 03/03/2014 gün ve 2012/9803 Esas 2014/3782 sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 03/03/2014 tarih ve 2012/9803 esas 2014/3782 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkların ellerindeki sahte altın bilezikleri bozdurmak istemeleri üzerine …’a geldikleri, sanıklardan… ve …’in gözcülük yapmak üzere araçta bekledikleri, diğer sanıklar … ve …’nin mağdur …’a ait kuyumcu dükkanına gittikleri, üzeri altınla kaplanmış ancak içi bakır olan beş adet bileziği 1260 TL karşılığında bozdurdukları, buradan … ilçesinde gittikleri, orada da aynı şekilde ellerindeki altının devamını satmaya çalışırken kuyumcu tarafından sahteliğin farkına varıldığı ve ihbar üzerine yakalandıkları, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, soruşturma aşamasında yaptırılan kriminal incelemede bileziklerin altın kaplanmış bakır olduğunun anlaşıldığı, mağdur …’nin sanıkları canlı teşhis ettiği ayrıca mahkeme tarafından alınan bilirkişi beyanında söz konusu sahte bileziklerin aldatma kabiliyeti olduğunun belirtildiği anlaşılmakla, sanıkların atılı suçtan kurtulmaya yönelik, sahte bileziklerin sanıklardan…’in arkadaşı olan …tarafından kendilerine verildiğini beyan ettikleri savunmalarına itibar edilmeyerek, sanıklar, mağdur ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olduğunun anlaşılması karşısında, bu gerekçeye dayanan mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarından, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.