YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/8160
KARAR NO : 2014/7662
KARAR TARİHİ : 21.04.2014
Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-f, 62, 52/4, 53 maddeleri gereğince iki kez 2 yıl 6 ay hapis ile 16666 TL ve 3333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Osmaniye 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 14/05/2009 tarihli ve 2008/143 esas, 2009/107 sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine -bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 03/07/2012 tarih ve 2010/35217 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 10/03/2014 tarih ve 2012/10616 esas 2014/4386 sayılı kararıyla hükmün Düzeltilerek Onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK.nın 308.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 10/03/2014 tarih ve 2012/10616 esas 2014/4386 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın 2005 yılı Aralık ayında katılan …’den portakal aldığı, karşılığında 27.12.2005 keşide tarihli 32017090 numaralı …Ürünleri Şirketi yetkilisi… tarafından keşide edilen 10.000 TL’lik çeki verdiği, yine katılan …’na portakal kesimi için 18.12.2005 keşide tarihli 32017090 numaralı … Ürünleri Şirketi yetkilisi … tarafından keşide edilen 20.000 TL’lik çeki verdiği, her iki çekin arkasına ciranta olarak katılan … adına imzalayıp … Ticaret kaşesini bastığı olayda, nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında mağdur …’na yönelik dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken hüküm fıkrasında … yerine … isminin gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- TCK’nın 52/1, 61/8 ve 158/1-f son maddeleri dikkate alınarak adli para cezasının belirlenmesine esas alınacak temel “tam gün sayısı” belirlenmeden doğrudan adli para cezasına hükmolunması suretiyle sanığa fazla adli para cezası tayini;
2- TCK’nun 53.maddesinin 3.fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak; yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan mağdur …’a yönelik eyleminden dolayı hüküm fıkrasından adli para cezasına yönelik ibareler çıkarılarak yerlerine, “1000 gün” ve “833 gün” ibareleri ile ikinci bentten sonra gelmek üzere “TCK’nın 52/2. maddesine göre günlüğü takdiren 20 TL’den 16660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesine, mağdur …’e yönelik eyleminden dolayı hüküm fıkrasından adli para cezasına yönelik ibareler çıkarılarak yerlerine, “200 gün” ve “166 gün” ibareleri ile ikinci bentten sonra gelmek üzere “TCK’nın 52/2. maddesine göre günlüğü takdiren 20 TL’den 3320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesi ve hüküm fıkrasında yer alan; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin çıkartılıp yerlerine, “TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.