YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12022
KARAR NO : 2015/28530
KARAR TARİHİ : 14.09.2015
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Belirlenen hapis cezası, adli para cezasına çevrilirken, uygulama maddesi olarak 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesi yazılmamış ise de bu eksikliğin mahallinde tamamlanması mümkün görülmüştür.
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı,veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Sanığın, ……… Teknoloji Limited Şirketi isimli işyerinde mağaza müdürü olarak çalıştığı, müştekinin, bilgisayarının bozulması nedeniyle tamir için ilgili şirkete götürüp sanığa teslim ettiği ve teslim alındığına dair form alındığı, şirketin, bilgisayarı bir süre sonra tamir için İstanbul’daki …………r firmasına gönderdiği, müşteki bu firmayı aradığında, bilgisayar tamirinin ücretsiz olarak yapılıp kargoya verildiğini belirttiği, ilgili kargo firması da, gelen paketin şirkette çalışan M.. D.. isimli kişiye 12/10/2006 tarihinde teslim edildiğini belirttiği, aynı gün işyeri yetkilisi olan temyiz dışı sanık Osman Şirin’in başka bir suç nedeniyle tutuklandığı, bu kişi beyanında, kendisinin tutuklanmasından sonra sanığın, işyerindeki malzemeleri elden çıkardığını, başkalarına sattığını, işyerindeki çeklerin piyasaya dağıtıldığını belirttiği, yapılan araştırmada, işyeri kapanana kadar işlerin sanık tarafından yürütüldüğünün belirlendiği, ilgili Casper firmasının cevabı ve kargo firmasının ürünü teslim ettiğine dair belgelerine rağmen, sanık ve yanındakilerin bilgisayarın kendilerine henüz iade edilmediğini belirttikleri, daha sonra da işyerinin kapandığı, müştekinin bir daha bu kişilere ulaşamadığı, böylece sanığın kendisine teslim edilen eşyayı iade etmeyerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun işlendiği gerekçesine dayanan ve Yargıtay bozma ilamına uyan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
05/03/2013 tarihli ve 2011/19683 Esas, 2013/3889 Karar sayılı kararda, 5237 sayılı TCK’nın 50/1-b maddesine göre; kısa süreli hapis cezasının, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi tedbirine çevrilebileceğinin hüküm altına alındığı, aynı Kanun’un, malvarlığına yönelik bazı suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen 168. maddesinde, failin, azmettirenin veya yardım edenin etkin pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde mağdurun rızası aranmaksızın, kısmî geri verme veya tazmin halinde ise mağdurun rıza göstermesi koşuluyla ve etkin pişmanlığın gerçekleştiği yargılama aşamasında dikkate alınarak ceza indirimi öngörüldüğü, öte yandan aynen geri verme veya tazmin tedbiri aynı Kanunun 50/1. maddesinde hapis cezasına seçenek yaptırımlar arasında gösterilmiş ise de, yasal bir indirim nedeninin, bundan yararlanmama iradesini ortaya koyan failin cezasını etkisiz kılacak biçimde aynen tazmin tedbirine dönüştürülmesinin mümkün olmadığı, böyle bir uygulamanın mağdurun zararını soruşturma veya kovuşturma aşamalarında gidermeyen faillere yeni bir olanak tanıma olacakken, soruşturma veya kovuşturma aşamalarında zararı ödeyen sanık aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracağı, maddenin düzenleniş amacının da bu şekilde yorumlanamayacağı gözetilmeyerek, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayan sanık hakkında verilen hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 50/1-b maddesi uyarınca mağdurun uğradığı zararın giderilmesi tedbirine dönüştürültüğü gerekçesiyle kararın bozularak ve kararın sadece sanık tarafından temyiz edildiği dikkate alınarak sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına karar verildiği halde, 12/09/2013 tarihinde yeniden kurulan hükümde, 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddesine aykırı olarak kazanılmış hak ilkesi gözetilmeden ve bu kez sanık hakkında sonuç olarak adli para cezası tayin edilerek sanık aleyhine olacak biçimde yazılı şekilde hüküm tesisi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasının sonuna, “TCK’nın 50/1-a maddesi gereğince hükmedilen adli para cezasının, aynı Kanun’un 50/1-b maddesi gereğince öngörülen aynen iade veya tazmin tedbirine göre, sanığın daha aleyhine olması nedeniyle, CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmuş olduğu dikkate alınarak, netice itibariyle TCK’nın 50/1-b maddesi gereğince, öngörülen kısa süreli hapis cezasının, mağdurun uğradığı zararın aynen iade veya tazmin suretiyle giderilmesi seçenek yaptırımına çevrilmesine” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 14/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.