YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/1219
KARAR NO : 2015/10718
KARAR TARİHİ : 09.02.2015
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanık …’ün, bir işyeri devralmaya karar veren ve gerekli parayı tamamlaması için 7.000,00 TL’ye ihtiyacı olduğunu bildiği mağdura, “Elindeki 7.000,00 TL’yi bana ver, … adına bankada hesap açalım, kendi hesabımdan bu hesaba 14.000,00 TL aktarayım, bu şekilde sen bana borçlanmış olursun” dediği, bu konuşmalar sırasında tanık … ile birlikte bankaya giderek burada banka müdürü olarak tanıttığı tanık …’ndan kredi koşullarını sorup, geri ödeme planı aldıktan sonra oturdukları yere dönüp bunları mağdura göstererek yapılan işleme güven duyulmasını sağlayıp mağdurdan 7.000,00 TL’yi aldığı ve yine tanıkla birlikte bankaya giderek tanık Ahmet adına hesap açtırdığı, ertesi gün bu hesaba taahhüt ettiği 14.000,00 TL’yi aktaracağını tanığa söylemesine rağmen, bu hesaba mağdura verilmek üzere herhangi bir para aktarımında bulunmadığı anlaşıldığından, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Şikayetçi … tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 243. maddesindeki, “Katılan, vazgeçerse katılma hükümsüz kalır” biçimindeki düzenleme ile istikrarlı olarak sürdürülen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ceza daireleri uygulamalarına göre; soruşturma aşamasındaki şikâyetten vazgeçme sonradan kovuşturma aşamasında kamu davasına katılmaya engel değil ise de, kovuşturma aşamasında şikâyetten vazgeçilmesi halinde davaya katılma olanağı kalmayacağından ve katılma kararı verilmişse bu hükümsüz kalacağından hareketle, somut olayda; şikâyetçinin 19.04.2007 tarihli oturumda şikâyetçi olmadığını belirtmesi nedeniyle daha önce verilen katılma kararının geçerliliği kalmadığından, vaki temyiz talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2-Sanık müdafii tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bozma üzerine yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 09.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.