Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/12510 E. 2015/29406 K. 05.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12510
KARAR NO : 2015/29406
KARAR TARİHİ : 05.10.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Temyiz dışı sanık …’nın, …’nin sahibi ve sorumlu müdürü olduğu, sanıklar … ve …’nin de aynı eczanede kalfa olarak çalıştıkları, diyabet hastası olan …’nın da SSK’dan sosyal güvencesi olup, … Hastanesi’nin 18.06.2009 tarihli sağlık raporu ile hastalığı ile ilgili ilaçları ücretsiz olarak alma hakkına sahip olduğu, sanık …’in, 17.08.2009 tarihinde …’ya ait 18.06.2009 tarihli sağlık raporu ile … Devlet hastanesine gidip doktor …’a sağlık raporu muhtevasına uygun olarak … ve … isimli iki adet ilacı reçete ettirdiği, aynı sanığın, reçetenin arkasına ilaçları aldığına dair şerh yazıp imzaladığı ve sanık …’nin de söz konusu reçeteyi 01.09.2009 tarihli fatura ile SGK’ya ibraz ettiği, ilgili kurum tarafından yapılan incelemede, imzanın, reçete sahibinin imzasına benzemediğinin tespit edilmesi nedeniyle eczaneye ödeme yapılmadığı, reçete sahibi …’nın da doktora gittiğinde kendisinin kullanmadığı ilaçların kendisine yazıldığını öğrendiği, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek … adına ilaç yazdırıp kuruma fatura etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, … soruşturma aşamasında verdiği ilk ifadesinde, kendisinin almadığı bir kısım ilaçların alınmış gibi gösterildiğini, söz konusu ilaçları kullanmadığını belirttiği, daha sonra kendisine reçeteler gösterilince alınan ifadesinde ise, sadece suça konu 17/08/2009 tarihli olan reçetenin kendisine ait olmadığını söylediği, yapılan incelemede, reçete ile aynı tarihte …’nın … Devlet Hastanesi’nde muayene kaydının olduğunun belirlendiği, adı geçen kişinin sadece muayene saatine itiraz ettiği, reçeteyi yazan doktorun da, reçetenin kendisi tarafından yazıldığını ve gerçek olduğunu kabul ettiği, sanığın, ayrıca …’nın, aynı ilaçları daha önce kullandığının belirlendiği, reçeteyi eczaneye getirdiği zaman ilaçların eczanede o anda bulunmadığını, daha sonra getirilebileceğini öğrenince reçetesini oraya bıraktığı, daha sonra ilaçlar gelmesine ve bu durumun kendisine defalarca bildirilmesine rağmen gelip ilaçları almadığı, evine bu amaçla gidildiğinde evde bulunamadığı, kuruma fatura kesilmesi gereken sürenin son gününde, …’nın sanıkları tanıması nedeniyle, sanık …’ye, kendi adına işlemleri yapabileceğini söylediği, bunun üzerine sanık Bilal’in, reçetenin arkasını … yerine imzalayarak kuruma fatura ettiği, amacın, ilaçların temin edilmesi olduğu, kurum tarafından yapılan incelemede, reçete sahibi dışında imza atılması nedeniyle eczaneye para cezası uygulandığı dikkate alındığında, sanıkların suç işleme kastıyla hareket etmedikleri, reçetenin gerçek olduğu ve …’nın muayene olması sonucu hazırlandığı, ortada gerçeğe aykırı bir belgenin bulunmadığı ve Fatma’nın talimatıyla sanıkların onun adına imza atarak reçeteyi kuruma gönderdikleri, bu nedenle suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gibi sanıkların mahkumiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil de bulunmadığının anlaşılması karşısında, bu gereçlere dayanan ve Yargıtay’ın bozma ilamına uyan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 05/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.