Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/13535 E. 2015/29813 K. 12.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/13535
KARAR NO : 2015/29813
KARAR TARİHİ : 12.10.2015

MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık müdafiinin 17.10.2014 tarihli karara karşı eski hale getirme ve temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olması karşısında, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin temyiz talebinin reddine ilişkin verdiği 08.05.2014 tarihli ek kararının hukuki değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan temyiz incelemesinde;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 6099 sayılı Yasa’nın 9. maddesi ile değişik 35. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır” hükmüne yer verilmiştir. Bu bilgiler doğrultusunda somut olayda; sanığın yokluğunda verilen mahkûmiyet hükmünün sorguda belirttiği adresine tebliğe çıkarılması sırasında, o adresten taşındığı şerh verilerek Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi doğrultusunda işlem yapıldığı anlaşılmış ise de, bildirdiği adresten taşınan ve herhangi bir yerleşim yeri tespit edilemeyen sanığa bu kez aynı adreste Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca kararın tebliğ edilmemesi nedeniyle yapılan tebliğ işleminin usulüne uygun olmaması karşısında, sanık ile müdafiinin temyiz istemlerinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu belirlenerek 17.10.2014 tarihli hükme yönelik yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, aralarındaki ticari alışveriş karşılığında, şikayetçi Ş.. T..’a …… şubesine ait 30.06.2010 tarih ve 5.900,00 TL bedelli tamamen sahte olarak düzenlenmiş çeki verdiği, bu şekilde tedavüle konulan çekin hamili olan tanık M.. Ö..’nın tahsil için ……. şubesine ibraz ettiğinde sahteliğinin anlaşıldığının iddia edildiği olayda;
Sanığın aşamalardaki tüm savunmalarında, suça konu çeki ……’tan aldığı sırada yanlarında Ş.. T..’un da olduğunu ve borcuna karşılık ona verdiğini belirtmesi, şikayetçi …..f’in de aynı şekilde aralarında devam eden ilişkinin olduğunu söylemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin ortaya çıkarılması bakımından, suça konu çekin önceden doğmuş borç karşılığında verilip verilmediği, bu şekilde daha öncesinde verilmiş çeklerin bulunup bulunmadığının tespiti için tarafların beyanlarına başvurulup, buna ilişkin ticari defter ve belgelerin getirtilmesi ile şikayetçi Ş.. T..’a, sanığın çeki …..’tan aldığı sırada yanlarında olup olmadığı, yanlarında ise, hangi hukuki ilişkiye istinaden verildiği, …..’ı tanıyıp tanımadığı ve adresini bilip bilmediği hususlarının sorulması ile sanığa …..’la aralarındaki hukuki ilişkiye ilişkin fatura veya makbuz gibi belge sunup sunamayacağının sorulmasından sonra, …..’ın açık kimlik bilgileri ve adresinin tespit edilmesi halinde beyanlarına başvurulup, yazı ve imza örnekleri alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılması sonucunda, toplanan delillere göre, sanığın suça konu çeki hukuki ilişkiye istinaden alıp almadığı, başka bir deyişle sahtecilik suçunu işleme kastının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile hilenin menfaatin temin edilmesinden sonra önceden doğmuş borca karşılık yapılmış olması halinde dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı da dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun bu hususlara göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.