Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/4987 E. 2015/29752 K. 12.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/4987
KARAR NO : 2015/29752
KARAR TARİHİ : 12.10.2015

.
MAHKEMESİ : .Asliye Ceza Mahkemesi
.
SUÇ : Mala zarar verme

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Sanıkla katılanın, aynı site içinde evlerinin bulunduğu, katılanın, kendi evinin bulunduğu bölümde kayma olduğu gerekçesiyle evin önüne istinat duvarı yaptığı, sanığın da, söz konusu duvarın site yönetiminin kararı olmadan yapıldığını, katılanın, tek başına böyle bir tasarrufta bulunamayacağını, yapılan bu duvar nedeniyle, kendi evine geçişin kapandığını, bu nedenle duvarın bir kısmını yıktığını belirttiği, böylece sanığın mala zarar verme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, katılan aleyhine, site sakinlerinden biri tarafından 25/11/2010 tarihinde açılan Milas Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1387 Esas sayılı men-i müdahale dosyasında, söz konusu duvarın yıkılması ve müdahalenin önlenmesinin talep edildiği, sanığın da, suç işleme kastıyla hareket etmeden ve kendi evine giden yolu kullanmak amacıyla duvarı yıktığı dikkate alınarak, suçun manevi unsurunun oluşmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır ve bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 12/10/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Karşı oy;
Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.01.2013 tarih ve 2012/233 E, 2013/50 K nolu ilamı ile mala zarar vermek suçundan sanık ……’nın beraatine ilişkin kararın müdahil tarafından temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza dairesinin 12.10.2015 tarih ve 2015/4987 -2015/29752 E.K sayılı kararı ile onanmasına ilişkin kararda çoğunluk ile aramda olan hukuki anlaşmazlık, kişilerin mahkemeye müracaatları gerekirken ihlal edilen haklarını kendilerinin alıp alamayacağı hususudur.
İnsanların toplumlaşmasından itibaren, şahıslar arasında çeşitli sorunların meydana gelmesi doğaldır. Çünkü farklı inanç, eğitim ve karaktere sahip insanların birbirlerinden ayrı davranması mümkündür. Bu davranışların meydana gelmesi sonucu hak, hukuk ve adalet kavramları ortaya çıkmıştır. Bu kavramların ortaya çıkması sonucu meydana gelen toplumsal düzensizliklerin giderilmesi görevini de devlet cihazı üstlenecektir. Bu üstlenme de; kişilerin hukuki güvenceye sahip olacakları şekilde olacaktır. Bunun temel şekli yasalardır. Aksi taktirde kişilerin kendi hukuki güvencelerini sağlamaya çalışması toplumsal karışıklıklara ve düzensizliklere sebep olacaktır. Bu itibarla kişiler hak arama hürriyetini devlet nezdinde arayacaklardır.
Türk hukukunda da hak arama hürriyeti kanunlarla teminat altına alınmıştır. Türk ceza yargısı incelendiğinde eski deyimle ihkakı-hak kavramı mevcut değildir. Türk ceza yargısında olmayan bu kavram sadece Türk Medeni Kanunu’nun 730, 738 ve 740. maddelerinde yan taşınmaza sarkan ağaç dallarının sahibine haber verilerek tecavüz edilen taşınmaz sahibi tarafından kaldırılması hususundadır. Tek istisna budur.
Somut olaya gelindiğinde;
Sanığın annesi ile katılan arasında taşınmazlarının sınırları konusunda ihtilaf mevcuttur. Katılan ortak kullanılan yolun bir kısmının fazladan kendi taşınmazından alındığını düşünerek, bahçesinin sınırlarını genişleterek duvar örmüştür. Sanığın annesi olan ……. bu konuyla ilgili mahkemede men’i müdahale ve kâl davası açmıştır. Ancak sanık bu dava sonucunu beklemeden olay tarihinde temin ettiği iş makineleri ile katılanın yaptırdığı duvarı yıktırmış, yıkma sonucu meydana çıkan molozları katılanın bahçesine atarak zarar vermiştir. Burada hukuki sorun, sanığın annesine ait ve kesinleşmeyen dava konusu bir hakkı kendisi devlete müracaat etmeden alabilecek midir. Eğer alabilecekse devlet kurumlarına ve mahkemelere gerek kalmamaktadır.
Yukarıdaki izahat ışığında, sanık, katılanın kendi imkanları ile kendi arazisi olduğunu düşünerek yapmış olduğu duvarın, hukuki olarak katılan ile gayrimenkulle ilgili ortak hiç bir ilişkisi olmayan sanık tarafından yıkılması ve yıkım sonucu katılana ait bahçeye zarar verilmesi, mala zarar vermek suçunu oluşturmaktadır.
Bu itibarla sanığın cezalandırılması amacıyla kararın bozulması gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne karşıyım.