Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/5475 E. 2015/23907 K. 20.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/5475
KARAR NO : 2015/23907
KARAR TARİHİ : 20.04.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, eğitim ve öğretimi engelleme, hakaret
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.03.2010 tarih ve 9-259-47 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır. Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Sanıkların, … lisesinin içerisinde ve okul bahçesinde protesto amacıyla eylem yaptıkları, okulun camlarına zarar verdikleri, müdür odasını dağıttıkları, daha sonra görevli polisler tarafından göz altına alınanları kurtarmak için polislere müdahale ederek görevlerine engel oldukları, dışarı çıkarak yürüyüş yaptıkları, yolu trafiğe kapadıkları, “Katil polis” şeklinde slogan attıkları, görevli polis memurlarınca yapılan bütün ihtarlara rağmen grubun dağılmaması üzerine kendilerine engel olmak isteyen şikayetçi polis memuru …’ı bileğinden basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaraladıkları, sanıkların okulun penceresinden üzerinde “Gerçekçi ol, imkansızı iste …” yazılı olan ve … resminin bulunduğu pankart astıkları, üzerinde “Gücümüz birliğimizdir, liseliler ..’lere örgütlenmeye” yazılı olan kağıt bildirileri dağıttıkları, okul içerisinde ve çevrede “insanlık onuru işkenceyi yenecek, katil polisler okulumuzdan defolun” şeklinde slogan attıklarının iddia edildiği olayda;
1-Şikayetçi hazine vekili tarafından sanıklar hakkında verilen görevi yaptırmamak için direnme, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet, eğitim ve öğretimi cebir ve tehdit kullanarak engelleme, kamu görevlisine hakaret suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, eğitim ve öğretimi engellemek ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından doğrudan doğruya zarar görmeyen şikâyetçi idarenin bu davalar yönünden katılma hakkı bulunmadığından şikâyetçi kurum adına vekilinin vaki temyiz itirazlarının 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanıklar müdafiinin, sanıklar hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretiyle sınırlı olarak yapmış olduğu temyiz itirazları ile şikayetçi kurum vekilinin kamu malına zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik yaptığı temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Kovuşturma evresinde duruşmadan haberdar edilmeyen ve katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan kurumun 5271 sayılı CMK’nın 260/1. maddesine göre, sanıklar hakkında kamu malına zarar verme suçundan kurulan hükmü temyize hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Sanıkların atılı suçları işlediklerine ilişkin görgü tanıkları bulunmaması yanında kamera kayıtlarının da olmaması, aynı şekilde olay yeri tutanağında da sivil giyimli olmaları nedeniyle sanıkların gözaltına alındıklarının belirtilmiş olması karşısında; sanıkların üzerlerine atılı mala zarar verme suçunu işlediklerine dair, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanun’un 168. maddesi ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/5. maddesi gereğince, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, şikayetçi kurum vekili ile sanıklar müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılması gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “Sanıkların kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 1.200,00 TL vekâlet ücretinin hazineden alınarak sanıklara verilmesi” bendinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.04.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.