Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2017/2156 E. 2017/25232 K. 29.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/2156
KARAR NO : 2017/25232
KARAR TARİHİ : 29.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma
HÜKÜM :TCK 155/2,43,62,52/2,53 maddeleri gereği mahkumiyet

Hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçundan sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmü sanık müdafi tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Sanık …’ın katılana ait … A. Ş.’ de pazarlamacı olarak çalıştığı, çalıştığı süre içerisinde farklı tarihlerde şirket tarafından müşterilere dağıtılması için verilen sigaraların bir kısmını dağıtılmış gibi gösterip toplam 35.000TL’lik sigarayı mal edindiği, en son olarak da sigara yüklü dağıtım kamyonunun içindeki 5156,35 TL değerindeki sigaraları alıp ait aracı Türkoğlu ilçesinde terk ettiği ve araçta yapılan sayımda 121 karton sigaranın eksik olduğunun tespit edildiği, bu sigaraların maddi değerinin 5156,35 TL olduğu, bu durumun ortaya çıkmasından sonra müşterilerle yapılan mutabakat görüşmelerinde sanığın ayrıca çeşitli zamanlarda gerçekte müşterilere sigara satışı yapmadığı halde sigara satışı yapmış gibi açık hesap fatura kestiği, bu sigaraları elden çıkararak yaklaşık 35 Bin TL civarında parayı uhdesine geçirdiği oluş ve dosya kapsamından anlaşılmakla, mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Yasaya aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak; bu aykırılığın yeniden yargılama yapılmaksızın aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkarılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ifadesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29/11/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

2709 sayılı Anayasa’nın 141/3. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmünü amirdir.
5271 sayılı Kanun’un 148/4. maddesi uyarınca müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınmayacaktır.
Aynı Kanun’un “Sanığın önceki ifadesinin okunması” kenar başlıklı 213. maddesine göre de; çelişki bulunması halinde sanığın müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilecektir.
Anayasa ve yasa düzenlemesi bu şekilde iken mahkemece “dellilerin değerlendirilmesi ve gerekçe” bölümünde aynen “ esasen her ne kadar yargılama aşamasında sanık suçunu inkar etmiş ise de; polis karakolundaki ifadesinde suçunu olayı ayrıntılı bir şekilde anlattığı, ikrarda bulunduğu, mahkemedeki inkar yollu savunmasında ise “Biz bu süreçte şirketle anlaşma için görüşüyorduk. Bu nedenle polis karakolunda o şekilde ifade verdim” diyerek polis karakolundaki ifadesini herhangi bir baskıya ya da zora dayalı olmaksızın kendiliğinden verilmiş ifade olduğunu esasında ikrar etmek suretiyle kabul edilebilir, akla uygun, herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu ifadeyi inkar etmiş ise de; bu savunmaya dosya kapsamı nazara alındığında itibar edilmemesi gerektiği, sanığın üzerine atılı hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu işlediği kanaatine varılmakla müsnet suçtan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.” şeklindeki bir değerlendirmeyi gerekçeye dayanak yapmıştır.
Bu haliyle yerel mahkemece CMK’nın emredici nitelikteki usul hükümlerine aykırılık teşkil edecek bir uygulama yapılmıştır. Zira sanığın soruşturma aşamasında kollukta alınan ifadesi sırasında atanmış yahut seçilmiş müdafiisi bulunmadığından ifadenin bir zorlamaya veya baskıya dayalı olup olmayacağına bakılmaksızın sanığın açık kabulü olmadıkça hükme esas alınması kanunen mümkün değilken kararın gerekçesi salt bu ifadeye dayandırılmıştır. Bu sebeple öncelikle yukarıda ilamdan alıntılanan kısmın gerekçeden çıkarılması ve yerel mahkeme hükmünün Anayasa ve yasanın aradığı ölçütlerde, objektif ve denetime imkan verecek bir gerekçe içermediğinden bozulması gerektiği kanaat ve görüşündeyim.