Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2009/890 E. 2009/3616 K. 29.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/890
KARAR NO : 2009/3616
KARAR TARİHİ : 29.05.2009

Davacı-k.davalı … ile davalı-k.davacı … arasındaki davadan dolayı Ankara 13. Asliye Hukuk Hakimliğince verilen 19.09.2007 gün ve 2006/475-2007/368 sayılı hükmü bozan Dairemizin 24.11.2008 gün ve 2007/7442-2008/6969 sayılı ilamı aleyhinde davalı-k.davacı … vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Ankara 25. Noterliği’nce doğrudan düzenlenen 30.12.2004 tarih ve 6634 yevmiye numaralı “Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat Mukavelesi ve Satış Vaadi Sözleşmesi” başlıklı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Davacı … yüklenici; davalı … ise, arsa sahibi sıfatlarıyla sözü edilen sözleşmeyi imzalamışlardır.
Davacı …, sözleşmedeki paylaşım hükümleri gereğince, arsa sahibi …’e ayrıca 250.000 Euro bedel ödediğini; bu davalının haksız olarak aralarındaki sözleşmeyi feshettiğini ileri sürerek 250.000 Euro’nun; haksız fesih nedeniyle uğranılan kâr kaybının ve 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı …’ten tahsili istemiştir.
Davalı-karşı davacı arsa sahibi … ise, karşı davasında; yanlar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin fesih olunduğunun tespitini; bu hususun tapu siciline şerhini talep etmiş; mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile 250.000 Euro’nun davalı …’ten tahsiline ve fazla istemin reddine; karşı davanın ise tamamen reddine karar verilmiş ve verilen kararın taraf vekillerince temyizi sonucu; Dairemizin 24.11.2008 günlü 2007/7442 Esas ve 2008/6969 Karar sayılı ilâmıyla, davacı-karşı davalı …’in tüm; davalı-karşı davacı …’in ise sair temyiz itirazları reddedilerek ilâmda gösterilen sebeplerle, yerel mahkeme kararı, arsa sahibi … yararına bozulmuş ve davalı-karşı davacı … vekili tarafından Dairemizce verilen kararın düzeltilmesi istenmiştir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde tanımlanan “eser” sözleşmesinin bir türü olup; karşılıklı hakları ve borçları içeren tam iki yanlı sözleşmelerdendir. Bu sözleşme, tapulu taşınmaz ya da tapulu taşınmaz payının temlikini içerdiğinden, Türk Medeni Kanunu’nun 706, Borçlar Kanunu’nun 213, Tapu Kanunu’nun 26 ve Noter Kanunu’nun 60. maddeleri gereğince “resmi şekilde” düzenlenmiş olmadıkça, kural olarak geçerli olmaz ve resmi şekle uygun olarak yapılan arsa payı karşılığı

LO
./..
s.2
15.H.D.
2009/890
2009/3616

olunamaz; feshe hakim karar verir. Somut olayda ise, yüklenici davacı davasında, ödendiğini iddia ettiği paranın iadesini ve fesih nedeniyle kâr kaybının tahsilini; karşı davacı arsa sahibi de sözleşmenin kendisi tarafından haklı sebeplerle fesih olunduğunu ileri sürerek, karşı davasında feshin tespitine karar verilmesini istemiş olduklarına göre, yanlar arasındaki 30.12.2004 tarih ve 6634 yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili sonuç doğurur şekilde feshine yönelik olarak taraf iradelerinin birleştiğinin kabulü gerekir. Bu sebeple, karşı davacı-arsa sahibi …’in davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, fesih isteminin mahkemece reddi doğru olmamıştır.
Arsa sahibi …’in hakkında, yüklenici … tarafından açılan davada mahkemece, 250.000 Euro’nun davalı …’ten tahsiline dair verilen karara yönelik … vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, yanlar arasındaki sözleşmenin (3.) maddesinde, …’e 02.01.2005’te, 100.000 Euro, 02.02.2005’te 75.000 Euro, 02.03.2005’te de 75.000 Euro ödenmek üzere senetler (bonolar) verildiği ve bedelleri ödenerek senetlerin …’ten geri alındığı kabul edilerek, toplam 250.000 Euro’nun davalı …’ten tahsiline karar verilmiştir. Gerçekten de, yanlar arasındaki sözleşmenin (3.) maddesinde senetlerin arsa sahibine verildiği yazılı olduğu gibi; senetlerde, yüklenici davacı …’in elinde bulunmaktadır. Davalı ise, sözü edilen senetlerin kendisine verilmediğini ve bedellerinin de ödenmediğini savunmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 621. maddesi gereğince, senedin lehdar veya hamilin elinde bulunması, o senedin henüz ödenmemiş olduğuna; borçlunun elinde bulunması ise, senedin bedelinin ödenmiş olduğuna “yasal karine” teşkil eder. Ancak, aksine olan durumlar yasal delillerle kanıtlanabilir. Somut olayda ise, resmi şekilde yapılan sözleşmede senetlerin …’e verildiği yazılı olmasına ve borçlusu …’inde elinde bulunmalarına göre, yasal karine gereği, lehdar …’in senet bedellerinin keşidecisi borçlu … tarafından kendisine ödenmediğini ve senetlerin verilmediğini yasal ve yazılı delillerle kanıtlaması gerekir.
Oysa, … vekili tarafından Ankara 36. Noterliği aracılığıyla …’e gönderilen ve 03.10.2006 tarih ve 16340 yevmiye numaralı ihtarnamede, senet bedellerinin az yukarıda belirtilen VADE TARİHLERİNDE …’e ödenerek senetlerin alındığı bildirildiği halde; davacı vekili 19.01.2007 tarihli dosya kapsamındaki dilekçesinin 5. bendinde belirtildiği üzere; “özellikle davalı yanın senet bedellerinin ödenmediğini ispat etmesi gerekir. Kaldı ki yapılan telefon görüşmelerinde ödemenin hazır olduğu ifade edilmiş, davalı senetlerin kendisinde olduğunu, geldiğinde (Türkiye’ye) birlikte hepsini alabileceğini söylemesi üzerine, davalıya senet bedellerinin tamamı 2005 yılının Ağustos ayı içerisinde ödenmiştir.” şeklinde açıklamada bulunmuştur. Dosyada mevcut ve davalıya ait pasaport kayıtlarının incelenmesinden; …’in sadece, 02.01.2005 vade tarihli senedin belirtilen vade tarihinde Türkiye’de bulunduğu, diğer iki senedin sırasıyla 02.02.2005 ve 02.03.2005 tarihlerinde yurtdışında olduğu anlaşılmaktadır. Davalının bu yöndeki savunması karşısında, az yukarıda açıklandığı üzere, bu defa davalının Türkiye’de bulunduğu Ağustos 2005’te ödendiğini davacı taraf ileri sürmüştür.

LO ./..
s.3

15.H.D.
2009/890
2009/3616

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenen ikrar, 19.10.1946 gün ve 6/12 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere; “bir tarafın diğer taraftan iddia edilen ve kendi aleyhinde hukuki neticeler husule getirecek olan bir vakıanın doğruluğunun beyanı” şeklinde tanımlanmaktadır. İkrar, maddi olaylara ilişkin olur. Davalı, davacının ileri sürdüğü maddi olayları ikrar edebileceği gibi; davacı da davalının ileri sürdüğü vakıaları ikrar edebilir. Mahkeme içi ikrar, HUMK’nın 236/I. maddesi uyarınca, mahkeme önünde “sözlü” olarak yapılabileceği gibi, bir dilekçe veya dava evrakı ile de yapılabilir. Mahkeme içi ikrar, bir “kesin” delildir. Bir tarafın vekilinin bir maddi olayı ikrar edebilmesi için kural olarak, vekâletnamesinde özel bir yetkisinin bulunmasına gerek yoktur ve vekilin ikrarı, müvekkili bağlar. İkrar eden, kural olarak ondan dönemez. Ancak, ikrar edilen maddi olayın gerçeğe aykırı olduğunun ve ikrarın maddi hata sonucunda yapıldığının yasal delillerle kanıtlanması halinde dönülebilir (HUMK.md.236/II). Çünkü; ikrar, ikrar eden aleyhine “kesin delil” teşkil eder ve dolayısıyla ikrar olunan hususlar, yanlar arasında çekişmeli sayılmaz. Özetle açıklanan bu hukuksal kurallara göre, davacı …’in sözü edilen ve dava dosyası kapsamına dahil olmakla “dava evrakı” niteliğinde bulunan 03.10.2006 tarihli cevabi ihtarında, senetlerin vadeleri tarihinde …’e ödenerek ondan senetlerin geri alındığı ikrar olunmakla; 02.02.2005 ve 02.03.2005 vadeli senetlerin bedellerinin kendisine ödenmediğini ve senetlerin esasen kendisine verilmemiş olduğunu savunan …’in bu savunmasının doğruluğunun davacı … tarafından kabul edilmiş olduğu açıktır. …’in belirtilen bu ikrarından dönmesini haklı kılan sebepler kanıtlanmamıştır.
Davacı …, Ağustos 2005’te senetlerin tamamının bedelini ödediğini ileri sürerek bu defa da, yukarıda açıklanan ikrarı karşısında 02.01.2005 vadeli senet yönünden de “çelişkili beyanda” bulunmuştur. Oysa, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK.md.2). Senetlerdeki tüm yazıların davacı … tarafından yazılmış olduğu da çekişmesizdir. …, yukarıda açıklanan ve lehine olan yasal karinenin aksini ve bu kapsamda sözleşmenin (3.) maddesi hükmü gereğince senetlerin davalı …’e verilmediğine ve dolayısıyla bedellerini de ödemediğine yönelik davalı savunmasını “ikrarı” ile doğrulamıştır. Sözleşme gereği, davalıya verilmesi gereken üç senetten ikisini vermediği sabit bulunmasına ve sadece 02.01.2005 vadeli senedi davalıya verdiğine ve bedelini ödeyip geri aldığına yönelik davacı iddiası bulunmadığına göre; bu senedin de davalıya verilmediğinin ve dolayısıyla bedelinin de ödenmediğinin kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, davalı savunması kanıtlanmış bulunduğundan, HUMK’nın 354. maddesi gereğince, taraflara yemin eda ettirilmesi hukuki bir sonuç doğurmaz.
Sonuçta, …’in davasının reddi; …’ün davasının kabulü gerekirken yerel mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yerel mahkeme kararının açıklanan bu gerekçelerle bozulması gerektiği, bu defa yeniden yapılan inceleme sonucu

LO ./..
s.4

15.H.D.
2009/890
2009/3616

anlaşıldığından; Dairemizin 2007/7442 Esas ve 2008/6969 Karar sayılı bozma ilâmının ortadan kaldırılmasına ve davacı-karşı davalı … vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle; davalı karşı davacı … vekilinin temyiz isteminin kabulüne ve kararın … yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle Dairemizin 2007/7442 Esas ve 2008/6969 Karar sayılı bozma ilâmının ortadan kaldırılmasına, davacı-karşı davalı … vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine;davalı-karşı davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve yerel mahkeme kararının … yararına BOZULMASINA, 550,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı-karşı davalı …’den alınarak, davalı-karşı davacı …’e verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı-k.davalı …’ten alınmasına, ödediği temyiz ve karar düzeltme peşin harcının istek halinde davalı-k.davacı …’e geri verilmesine, 15.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.