YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5390
KARAR NO : 2019/2340
KARAR TARİHİ : 16.05.2019
Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki asıl ve birleşen dosyalar davalıları vekilince istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Asıl ve birleşen davalarda, üçüncü şahsın fiilini taahhüt eden davalı-borçlular aleyhinde girişilen icra takiplerine haksız itirazların iptâline, takiplerin devamına, icra inkâr tazminatına hükmolunması istenmiş, mahkemece şekil şartına uyulmadığından davaların reddine dair verilen kararın, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2015/6127 Esas, 2016 Karar sayılı 20.09.2016 tarihli kararıyla bozulması üzerine, makemece bozmaya uyularak bu kez, her üç davanın da kabulüne dair verilen karar, davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara,mahkemece bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekili, arsa sahibi müvekkili ile dava dışı … Sitesi Kooperatifi arasında imzalanan, 27.11.1998 tarihli Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca, davacıya verilecek dairelerin, kooperatif tarafından 01.11.2010 tarihine kadar teslim edilmemesi halinde; kooperatifin yönetici ve üyesi olan davalıların, müvekkiline ayrı ayrı 150.000,00’er TL cezai şart ödemeyi taahhüt ettiklerini, belirlenen tarihte dairelerin teslim edilmemesi üzerine, her bir davalı hakkında, cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takiplerine haksız itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazların iptâline takiplerin devamına ve icra inkâr tazminatına hükmolunmasını istemiştir.Davalılar vekili, taahütnamelerin kooperatif namına imzalandığını, müvekkillerini şahsen bağlamayan, resmi şekil şartına uygun düzenlenmeyen geçersiz tahhütnameler nedeniyle müvekkillerine husumet yöneltilemiyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.Asıl ve birleşen davaların dayanağı icra takipleri; 17.02.2010 tarihinde davalı …, 16.12.2009 tarihinde davalı …, 16.11.2009 tarihinde davalı … tarafından imzalanmış bulunan adi yazılı taahhütlere dayanmaktadır. Bu taahhütnamelerde borçlular; dava dışı üyesi bulundukları kooperatifin … 4. Noterliği’nce düzenlenmiş 27.11.2008 tarih ve 08009 yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden satış vaadinde bulunan mal sahibi …’a vermeyi taahhüt ettiği dairelerin, 01.11.2010 tarihinde anlaşmada yazılı şekilde tamamlanıp teslim edilmediğinde …’a 150.000,00 TL ödemeyi gayri kabili rücu olarak kabul beyan ve taahhüt etmişlerdir.
Dava konusu uyuşmazlık, hukuki nitelik itibariyle; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde düzenlenmiş bulunan “üçüncü kişinin fiilini üstlenme” den kaynaklanmaktadır. Üçüncü kişinin fiilini taaahhüt, garanti sözleşmesinin bir türü olarak; üstlenenin, üstlenilene (sözleşmenin diğer tarafına) üçüncü bir kişinin bir edimde bulunacağını, üçüncü kişi böyle bir edimi yerine getirmediği takdirde, bundan doğan zararı kendisinin tazmin edeceğini borçlanmaktadır. Bu maddeye göre üçüncü kişinin edimini diğer tarafa karşı üstlenen kimse, bu edim yerine getirilmediği takdirde, edimi değil, ifa etmemeden doğan zararı tazmin borcu altına girmektedir. Buradaki zarar ifa menfaatinin gerçekleşmemesi nedeniyle karşı tarafın (üstlenilen kişinin) müspet zararıdır. Müsbet zarar da ifa gerçekleşmiş olsaydı üçüncü kişinin mal varlığının ulaşacağı hali ile gerçekleşmediğinden dolayı bulunduğu hal arasındaki farktan ibarettir. Üçüncü kişi herhangi bir borç veya yükümlülük ya da bağlantı altına girmediği gibi sözleşmenin tarafı da değildir. Üstlenen üstlenme beyanını üçüncü kişinin temsilcisi sıfatıyla değil, kendi adına yapmaktadır. Üçüncü kişi aleyhine hiç bir dava ve talep hakkı doğmaz. Üstlenme sözleşmesinin konusu üçüncü kişinin edimi yerine getireceği garantisi olup, edim yerine getirilmediği takdirde, tazminat borcu kendiliğinden doğduğundan, üstlenen, üçüncü kişinin edimi ifa etmesi için gerekli her türlü çabayı gösterdiğini ispat suretiyle sorumluluktan kurtulamaz. Burada bir çeşit kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir.Taahhüde konu edime ilişkin sözleşme bir şekle bağlı olsa bile, üçüncü kişinin fiilini taahhüt TBK 12/1 ve 128. maddelerinde herhangi bir şekil koşuluna bağlanmamıştır (Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1181.shf.).
Esasen taraflar arasında, gerek takip dayanakları taahhütnamelerin, gerekse arsa sahibi davacı ile edimi üstlenilen dava dışı kooperatif arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin mevcudiyeti, geçerliliği, üstlenilen edimin dava dışı kooperatifçe ifa edilmediği çekişmeli olmayıp, uyuşmazlık; tahhütnamelerin borçlu-davalıları şahsen bağlayıp bağlamadığı, bağladığı takdirde, bunun kapsam ve miktarının ne olması gerektiği noktasında toplanmaktadır.İmzaları inkâr edilmeyen taahhütnamelerin, davalılarca şahsen verildiği, edimi üstlenilen kooperatifin ediminin de ifa edilmediği çekişme konusu olmadığına göre; üstlenilen miktar için davalıların şahsen borçlu sayılmaları gerektiği tartışmasızdır.Davalılarca verilen taahhütnamelerin incelenmesinde; her üç taahhütnamenin içeriklerinin de aynı matbu metni ihtiva ettiği, dava dışı kooperatif tüzel kişiliğinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan daireleri 01.11.2010 tarihinde anlaşmada yazılı şekilde tamamlayıp teslim etme şeklindeki ediminin ifa edilmemesi halinde, üç davalı tarafından gecikme halinde 150.000,00 TL olarak tek bir tazminatın ödenmesinin taahhüt edildiği görülmektedir. Davalılar, edimini taahhüt ettikleri kooperatifin üyesi ve yöneticisi, akdî ilişkinin içindeki kişiler olarak, bu edimin karşılığının toplamda 450.000,00 TL veya farklı bir bedel olduğuna dair bir açıklama yapmadan, bedelin bölüşüldüğü gibi bir şerh de koymadan gecikme halinde ve gecikmenin karşılığı olarak 150.000,00 TL ödemeyi taahhüt etmişlerdir. Bu durumda davacı alacağının tamamının 150.000,00 TL olarak kabulüyle; tahsilde tekerrüre yer verilmemek koşuluyla, her bir davalı hakkında 150.000,00 TL üzerinden itirazın iptâline karar verilmek suretiyle davanın sonuçlandırılması gerekirken, yazılı şekilde her üç takip yönünden itirazların iptâliyle, taahhüt edenlerin ayrı ayrı 150.000,00 TL tazminattan sorumlu tutulacak şekilde icra takiplerinin devamına karar verilmesi doğru olmamış, kararın açıklanan nedenlerle davalılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davalının temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 529,80 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden asıl ve birleşen dosyalar davalılarından alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dosyalar davalılarına iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 16.05.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
– K A R Ş I O Y –
Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yüklenicinin davacıya vereceğinin taahhüt ettiği dairelerin 01.11.2010 tarihine kadar teslim edilmesinin davalı kooperatif üyesi olan şahıslar tarafından taahhüt edildiği ve her bir davalının 150.000,00 TL tutarı taahhüt ettikleri anlaşılmaktadır. Gerek 23. Hukuk Dairesi’nin gerekse bozma görüşünde olan sayın çoğunluğun kabul ettiği üzere davalıların edimi BK’nın 110. maddesi (TBK’nın 128.) kapsamında garantidir. Bu konularda sayın çoğunlukla aramızda bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık taahhüt edilen miktarın tamamından davalıların sorumlu olup olmayacağı konularında toplanmaktadır.
Başkasının fiilini taahhüt BK’nın 110. maddesinde düzenlenmiş olup, halen yürürlükte bulunan TBK’nın 128. maddesinde de benzer düzenleme yer almaktadır. Davalıların taahhüdü 17.02.2010 tarihini taşınmakta olup, dairelerin 01.11.2010 tarihinde tamamlanmaması halinde 150.000,00 TL ödemeyi üstlenmişlerdir. Taahhütnamenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK’nın 110/1. maddesinde, Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur denilmektedir. Başkasının fiilini üstlenen kimse, bu yükümlülük yerine getirilmediği taktirde bu yüzden uğranılan zararları tazmin etmek zorundadır. Burada muhatap fiili borçlanılan kişi değil, bizzat başkasının fiilini borçlanandır. Tazmini gereken zarar ise aksi kararlaştırılmamışsa ‘müsbet’ zarardır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 13.12.1967 gün 17-7 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bir kimse asıl borçlunun ileri sürebileceği itirazlara bakılmaksızın borcu yerine getirilmemesinden doğan zararın tazminini kabul etmesi halinde, o kimse garanti veren durumdadır. Üçüncü şahsın fiilini garanti eden, yani bu şahsın bir şey
yapacağını başkasına vadeden şahıs müstakil bir taahhüt altına girmiş olup, o şeyin yerine getirilmemesi halinde müspet ve karşılık mahiyette zarar ve ziyan tediyesine mecburdur. Garanti veren, asıl taahhüdün icrasıyla değil, zarar ve ziyan tediyesiyle yükümlüdür. Öte yandan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 18.04.1995 tarih ve 2878-3954 sayılı kararında garanti ile kefalet akdînin karşılaştırılması yapılmış ve uyuşmazlıkta garanti hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilerek, şu sonuca varılmıştır.“Sözleşmenin hukuki tanım ve yorumundan sonra zararın hukuki niteliği ve kapsamının tespiti ile davada istenilen giderimin muaccelliği sorununun çözümüne sıra gelmiştir. BK’nın 110. maddesinde sözü edilen zarar olumlu zarardır. Garanti veren o şeyin yerine getirilmemesi halinde olumlu veya karşılık mahiyette zarar ve ziyan tediyesine mecbur kalır. Garanti verenin giderim borcu, sözleşmede başka türlü kararlaştırılmamışsa rizikonun (tehlikenin) konusunu oluşturan zararın ortaya çıkması ile muacceliyet kazanır. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının satım konusu dairenin teslim edilmemesinden kaynaklanan ifa menfaatini istediği belirgindir. Diğer bir ifade ile edimin imkânsızlaştığı tarihteki dairenin gerçek değeri giderimin konusu oluşturmaktadır. Hal böyle olunca, yanların delil ve karşı delilleri toplanarak davalı bankanın ilanlarla duyurduğu, dairenin teslim tarihi belirtilmeli, bu tarih itibarıyla sözleşmede niteliği vurgulanan dairenin gerçek değeri uzman bilirkişi aracılığı ile tespit edilmeli, bulunacak değere istemle bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinde ve sözleşmenin yorumunda hataya düşülerek sadece ödenen satış parasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.” denilmiştir. Yine Dairemizin 5.2.1990 tarih ve 2547-359 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, yüklenme senediyle ilgili taahhütnamede, BK’nın 110. maddesi hükmü uyarınca bir üçüncü kişinin fiilini başkasına taahhüt eden kimse, bu üçüncü kişi tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecbur tutulabilir. Denilmiş olup,
Tüm bu açıklamalardan sonra eldeki bu davada davalıların sorumlu tutulması gereken miktar dairelerin geç teslimi nedeniyle oluşan zarar olup, mahkemece bu miktarın (kira tazminatının) araştırılmak suretiyle 150.000,00 TL’yi aşmamak ve tahsilde tekerrür olmaması kaydıyla karar verilmesi gerekir. Bu olgular gözetilmeden her birinin 150.000,00’er TL’den sorumlu tutulması doğru olmadığı gibi, zarar miktarı bulunmadan 150.000,00 TL’den sorumlu tutulmaları da doğru değildir. Kararın bu yönden bozulması görüşündeyim.
– K A R Ş I O Y –
Davacı arsa sahibi ile dava dışı … sitesi Konut Yapı Kooperatifi arasında 27.11.1998 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi akdedilmiş, sözleşme gereğince davacıya verilecek dairelerin 01.11.2010 tarihine kadar teslim edilmesinin davalılar tarafından taahhüt edildiği, aynı zamanda kooperatifin yöneticisi ve üyesi olan davalılar tarafından kooperatifin teslim edimini üstlenme amacıyla 150.000,00’er TL ayrı ayrı taahhüt altına girdikleri, iş bu dava ve birleşen davalarda da taahhüt edilen 150.000,00’er TL’nin tahsiline ilişkin takip başlatıldığı ve itiraz üzerine itirazın iptâline karar verilmesini talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde her üç dava yönünden taleplerin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.Takibe dayanak belgelere baktığımızda; davalılar …, … ve … tarafından her üçünün ayrı tarihlerde 150.000,00’er TL adi yazılı belgeyle dava dışı kooperatifin daire teslimine ilişkin fiilini taahhüt ettikleri anlaşılmaktadır. Taahhütlerin niteliğine baktığımızda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde düzenlenen “3. kişinin fiilini üstlenme” niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. TBK’nın 128. maddesi gereğince 3. kişinin edimini diğer tarafa karşı üstlenen kimse, bu edim yerine getirilmediği takdirde, edimi değil ifa etmemeden doğan zararı tazmin borcu altına girmektedir. Maddeden açıkça anlaşılacağı üzere 3. kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde, üstlenilen fiilin gerçekleşmemesi durumunda doğan zararın üstlenen tarafından karşılanması taahhüt edilmektedir. Bu üstlenme, bir anlamda garanti sözleşmesi niteliğindedir. Madde içeriği ve sözleşmenin niteliği dikkate alındığında, kamu düzenine ilişkin olmayan ve emredici nitelikte bulunmayan bir düzenleme söz konusudur. Bu maddede zararın karşılanması hüküm altına alınmış olup emredici nitelikte olmadığından taraflar doğması muhtemel bu zararın sözleşme düzenlenirken kararlaştırmaları ve taahhüdü bu miktarla sınırlamaları mümkündür. Diğer bir deyişle fiilin yerine getirilmemesi nedeniyle doğacak zarar hükümde olduğu gibi taahhüt edilebileceği gibi, bu zararın ne olduğu ve hangi miktarda olacağı taraflar arasında yapılan üstlenme sözleşmesinde de kararlaştıralabilir. Kararlaştırılan bu miktar bir kişi tarafından taahhüt edilebileceği gibi bu miktar bölünerek birden fazla kişi tarafından paylaşılarak taahhüt edilmesi de mümkündür. Zararın miktarı, önceden belirlenerek taahhüt edenin ekonomik durumu yeterli görülmeyerek birden fazla kişinin bu yükün altına girmesi kararlaştırılabilir. Garanti sözleşmelerinin niteliği gereği bu durum mümkündür. Yukarıda değinildiği gibi düzenleme emredici nitelikte olmadığından bu şekilde bölünmesine de engel bir durum söz konusu değildir.Davaya konu olayda da kooperatif yöneticisi ve üyeleri 3 ayrı kişi tarafından farklı tarihlerde yapılan ayrı ayrı taahhütlerle 450.000,00 TL olarak öngörüldüğü düşünülen zararın 3 kişi tarafından 150.000,00’er TL olarak paylaşılarak kooperatifin edimini taahhüt ettikleri anlaşılmaktadır. Bu hususlar dikkate alınarak hükmün onanması düşüncesiyle, sayın çoğunluğun 150.000,00 TL tek bir taahhüt bulunduğu düşüncesiyle hükmün bozulması yönündeki görüşüne katılmamaktayız.