YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5749
KARAR NO : 2019/2394
KARAR TARİHİ : 20.05.2019
Mahkemesi:Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, ayıplı mal sebebiyle oluşan zararın tahsili istemiyle açılmış olup mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine esastan reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz olunmuştur.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; … ili, … ilçesi, …mahallesi 145 Ada 1 Parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın bodrum ve bir kat olmak üzere inşa edildiğini, binanın inşaası için gerekli beton için davalı şirket ile anlaşıldığını, ancak sözleşme gereği kararlaştırılan C-30 kalitesinde bir beton döküm yerine C-14 kalitesinde bir beton dökümünün yapıldığını, bu durumun inşaatın devamı sırasında betonun durumundan şüphelenilerek yapılan tahlil sonuçları ile ortaya çıktığını, 6098 sayılı Borçlar Kanunu 470-475 maddeleri gereği davalı hazır beton şirketinin ayıplı beton ifasından dolayı sorumluluğunun olduğunu ve binanın, kalitesiz beton nedeniyle ikamete elverişli olmadığından ve yapı standartlarını karşılamadığından yıkım, nakliye ve inşaatın tespit tarihindeki durumuna kadar C-30 kalitesindeki betonla yeniden inşa bedellerinin tespiti ile davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile aralarında beton işlemlerinin yapılması hususunda anlaşılan bir eser sözleşmesinin olmadığını, davacıya sadece hazır beton satıldığını, betonun dökülmesi, uygulamanın yapılması ve döküm işlemlerinin davacı tarafça yapıldığını, bu aşamaların davalı şirket ile bir ilgisi olmadığını, taraflar arasında yapılan sözlü anlaşma gereği davalı firmanın sorumluluğunun betonu davacının talep ettiği inşaat mahalline götürmekle son bulduğunu, yapılan anlaşma gereği betonun kontrollerinin yapılarak C-30 kalitesinde gönderildiğinin raporlarla mevcut olduğunu, gönderilen betonun davacı tarafından yerleştirilmesi yapılırken betona su katılması, betonun iyileştirilmemesi, vibratörün kullanılmaması ve yeterli kürünün yapılmaması halinde betonun değerini düşürdüğünü belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, beton dökümü sırasında kullanılması zorunlu vibratör uygulaması yapılmadığı, betonun şantiye alanında fazla bekletilmesi, özelliği bozulduktan sonra kalıba yerleştirildiği, malzemenin bozuk olması durumunda yapım işlerinin devam ettirilmemesi, aksi halde yüklenicinin sorumluluğunun doğduğu, ayrıca yapı denetim firması gözetiminde betonun dökülmediğini, tüm bunların davacının davranışlarından kaynaklandığı, aksine bir sözleşmenin görülmediği, ayrıca davacının inşaata devam etmesi ve konut olarak kullanmaya devam etmesinin de gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.Her ne kadar mahkemece dava reddedilmiş ise de tespit raporuyla mahkemece alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunmakta, çelişkili raporlara dayalı olarak karar verilmesi hatalı olup, maddi gerçeğin ortaya çıkması bakımından da mahkemece alınan bilirkişi raporu yeterli değildir. Şöyle ki, teslim fişinde C-30 kalitesinde beton yazılı olduğu halde C-14 niteliğinde beton oluşmasından beton dökülmesi sırasında yapılan uygulamanın etkisi olup olmadığı tam olarak araştırılmamıştır. Esasen mahkemece alınan bilirkişi raporunun sonuç bölümünde betonun fazladan bekletildiği, özelliği bozulduktan sonra satıcı tarafından kalıba yerleştirildiği belirtilmiştir. Öte yandan vibrasyon kullanılmaması da tartışmalı bir husustur. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; her iki rapor arasındaki çelişkiyi gidermek üzere beton mukavemeti konusunda uzman yeni bir bilirkişi seçilmek suretiyle, betonun bekletilmesiyle sınıfının düşüp düşmeyeceğini açıklığa kavuşturmak, davalı satıcının kusurlu olup olmadığını ve varsa davacı iş sahibinin ortak kusurunun olup olmayacağını değerlendirmek, alınan bilirkişi raporuna karşı taraf itirazları da karşılanarak hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır. Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin esastan reddine dair verilen kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 20.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.