YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2763
KARAR NO : 2019/3958
KARAR TARİHİ : 16.10.2019
Mahkemesi:Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen alacak ile ilgili yapılan icra takibine itirazın iptâli talebine ilişkindir.Davacı vekili, yanlar arasında 15.02.2004 tarihli sözleşmenin imzalandığını, müvekkili şirketin edimlerini yerine getirdiğini ancak 31.12.2005 tarihli fatura bedelinin ödenmediğini, bu nedenle icra takibi yapıldığını, davalının borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğini, müvekkili şirket tarafından sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesinde takibin yapıldığını ayrıca yanlar arasında imzalanan sözleşmenin 2. maddesinde ifa yerinin … olduğunun belirtildiğini, bu nedenle müvekkili şirketin kendi yerleşim yeri dikkate alındığında … mahkemeleri ve icra dairesinin yetkili olduğunu ileri sürerek, itirazın iptâli ile %40 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, sözleşmeyi müvekkili şirket yetkilisinin imzalamadığını, her ne kadar sözleşmede ifa yerinin … olduğu belirtilmiş ise de işin yapılacağı yerin … olduğunu, müvekkili şirketin yerleşim yerinin … olması nedeniyle yetkisiz mahkemede davanın açıldığını, yetki itirazının kabulü ile mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddi ile %40 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine ilişkin yapmış olduğu itirazın mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 73. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 10. maddesi uyarınca yerinde görülmediği, davacının ticari kayıt ve defterlerine göre 267.031,68 TL alacaklı bulunduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile itirazın 267.031,68 TL asıl alacak ve 4.374,92 TL işlemiş faiz miktarı üzerinden iptâline karar verilmiştir.Dairemizin 19.09.2013 tarih ve 2012/7007 Esas, 2013/5027 Karar sayılı kararı ile; eser sözleşmelerinden kaynaklanan bir ihtilâfta yetkili icra müdürlüğü ve mahkemenin tayininde BK’nın 73. maddesi hükmü dikkate alınamaz. O halde mahkemece icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği gözetilerek eldeki davada öncelikle bu itiraz incelenerek sonuca varılması yerine esasın incelenerek karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, 20.03.2007 tarihli celsede verilen ara karar ile yetki itirazının reddine karar verildiği, sonrasında 03.02.2010 tarihli celsenin 2 nolu ara kararı ile de bozma kararında belirtildiği gibi davalı vekilinin icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yapmış olduğu itirazının daha önceki ara kararında geçtiği gibi reddedildiği ancak bu hususun maddi hata olarak Özel Dairece görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Hukuk Genel Kurulu 2017/15-261 Esas 2019/854 Karar sayılı ilamı ile icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği gözetilerek öncelikle bu itirazın incelenmesi gerektiği belirtilmiş ise de, mahkemenin 20.03.2007 tarihli celsesinde davalının yetki itirazının reddine karar verilmiş, 03.02.2010 tarihli celsede de “Davalı vekilinin icra müdürlüğü ve mahkememize yapmış olduğu yetki itirazının daha önce ara kararımızda geçtiği gibi (20.03.2007) redlerine” şeklinde 2 nolu ara kararın verildiği, böylelikle mahkemece davalının icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazı hakkında karar verildiği anlaşıldığından verilen direnme kararının yerinde olduğu belirtilerek davalının icra dairesinin yetkisine ve esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.Davalı taraf icra takibine itiraz dilekçesinde icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş; mahkemece, borcun mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi) gereğince para borcu olup götürülecek borçlardan olduğu, bu nedenle davacının yerleşim yerinde icra takibine girişilmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle icra dairesinin yetkisine itiraz reddedilerek davanın esası incelenmek suretiyle kısmen kabul kararı verilmiştir.Taraflar arasındaki ihtilâf, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklandığından, bu türden uyuşmazlıklardan kaynaklanan icra takiplerinin kural olarak İİK’nın 50. maddesi uyarınca HUMK’nın (HMK) hükümleri kıyas yoluyla uygulanacağından davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa edileceği yer veya yetki sözleşmesi ile belirlenen yer icra dairelerinden birinde açılması gerekir. Bu türden sözleşmelerde para alacakları yönünden yetkili mahkemeyi alacaklının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirleyen ve sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73. maddesinin uygulama imkânı yoktur. Gerek 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73, gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi hükümlerinin sadece karz akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulü gerekir. Aksi halde, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda yetkili mahkemenin bu maddeye göre tayini gerekeceğinden, para borçlarıyla ilgili tüm ihtilâfların davacının yerleşim yerinde takip ve davaya konu olması sonucunu doğurur ki bu da; Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda yer alan yetkiyle ilgili kuralları adeta istisna haline getirmiş olur. Oysa, gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmeleri, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup, karşılıklı edimleri içerir. Bu nedenle, eser sözleşmelerinden kaynaklanan bir alacakta yetkili mahkemenin tayininde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Taraflar arasındaki sözleşme yukarıda da ifade edildiği üzere eser sözleşmesi niteliğinde olup, … 192 adet toplu konut çevre düzenleme işi nedeniyle, işin … adresinde ifa edildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu durumda taraflar arasında yetki sözleşmesinin de bulunmaması ile işin … ilçesinde ifa edilmiş olması hususları gözetildiğinde … İcra Müdürlüğü nezdinde girişilen icra takibinin geçerli bir icra takibi olduğundan söz edilemez. Açıklanan kurallar dairesinde, davanın geçerli bir icra takibi olmadığından usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile icra takibinde icra dairesinin yetkisine itirazın reddedilerek, işin esasına girilip karar verilmiş olması doğru olmayıp, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazları incelenmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirketin temyiz itirazının kabulüyle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 136,00 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 16.10.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
– K AR Ş IO Y –
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın ilamsız icra yoluyla tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece İcra Müdürlüğü’nün yetkisine yapılan itirazın reddine dair ara karar sonrası davanın esası hakkında da inceleme yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.İİK’nin 50. maddesi gereğince HMK’nın (HUMK’nın) yetkiye ilişkin hükümleri kıyas yoluyla takip taleplerinde de uygulanacaktır. HMK’nın 5 ve devamı maddelerinde yetki kuralları düzenlenmiş olup 6. maddesi gereğince genel yetki kuralı gereğince yetkili mahkeme (veya icra dairesi) davalının, davacı açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine aynı Yasa’nın 10. maddesi gereğince sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabilir. TBK’nın 89. maddesinde (dava konusu sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan BK’nın 73. maddesi) gereğince borcun ifa yeri tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, parça borçları sözleşmenin kurulduğu sırada borç kunusunun bulunduğu yerde, bunların dışındaki tüm borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir. Maddeden açıkça
anlaşıldığı üzere; sözleşmeye dayanan borçlarda, borcun ifa yeri sözleşmede kararlaştırılmamış ve para borcuna ilişkin ise alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. HMK’nın 10. maddesi gereğincede ifa yerinde davacı açılabilecektir. Dolayısıyla alacaklının ifa yerinde dava açabileceği gibi takipde de bulunması mümkündür. TBK’nın 89. maddesi (BK’nın 73. maddesinde) ifa yeri belirlenirken sözleşme türü belirtilmemiştir. Onun için ifa yerinin belirlenmesinde yalnızca karz akdinin dikkate alınması söz konusu değildir. Sözleşme türü ne olursa olsun neticede bir para borcu bulunmakta ve alacaklı bu paranın tahsilini talep etmekte ise, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri ifa yeri olarak kabul edilecek ve bu yerin yetkili olması nedeniyle dava ve takipte bulunması söz konusu olabilecektir (Yargıtay HGK’nın 25.04.2018 tarih 2017/19-902 Esas 2018/973 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere).
Yukarıda anlatılan hususlar dikkate alındığında, dava konusu olayda icra takibinin yapıldığı … İcra Müdürlüğü yetkili olduğundan yetki itirazının reddine ilişkin verilen karar doğru olduğu düşüncemle sayın çoğunluğun bu yönden yapmış olduğu bozma görünüşe katılmamaktayım.