Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2007/3211 E. 2007/4292 K. 08.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3211
KARAR NO : 2007/4292
KARAR TARİHİ : 08.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 993 parsel sayılı 3.900 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz hisseli tapu kayıtları, irsen intikal, hibe ve satış nedeniyle davacı ve müşterekleri adına tespit edilmiş, Kadastro Mahkemesi ilamı ile davalı … adına tescil edilmiş ve … tarafından da taşınmaz kayden …’e temlik edilmiştir. Davacılar, yasal süresi içinde kadastrodan önceki tapu kaydı ve harici satın almaya dayanarak tapu iptali ve tescil ile bu talebin reddedilmesi halinde tazminata hükmedilmesi için dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; tapu iptali ve tescil davasının reddine, 3800 YTL alacağın yasal faizi ile davalı …’den tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece kadastro tespitinde davacıların hisseleri nazara alınmadan verilen karar ile davalı … adına tapu kaydı oluştuğu davalının da 8.2.2000 tarihinde diğer davalı …’e çekişmeli yeri kayden sattığı, …’in kötü niyetli olduğu belirtilerek tapu iptali ve tescil davasının reddine, 8.2.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 3.800 YTL nin yasal faizi ile birlikte davalı …’tan tahsiline karar verilmiş ise de yetersiz araştırmaya dayanılarak karar verilmesi isabetsizdir. Kadastro tespitinde 993 sayılı parsel; hisseli tapu kayıtları, irsen intikal ve satış nedeniyle davalı …’in babası … ve davacılar … ile bunlardan başka 17 kişi adına hisseli olarak tespit edilmiş, tespite …’in kardeşleri …, … … ve … taşınmazın anneleri Kübra’dan kaldığı ve kendilerinin de mirasçı olarak hakları olduğu iddiası ile itiraz etmişler, Kadastro Komisyonunca itirazlarının reddine ve …’e ait payın mirasçıları eşi … ile çocukları … ve … adına tesciline karar verilmiştir. İtiraz edenlerden … … ve … Kadastro Mahkemesinin 1986/69 esas sayılı dosyası ile davalılar … mirasçıları …, …, … … aleyhine 993 parseldeki …’e ait toplam 552960 da 46080 pay için dava açmışlar tarafların anlaşmaları sonucunda 993 parselin “tamamının” davalı … adına tesciline karar verilmiştir. Davada diğer tespit malikleri hissedarlar … ve …, … ile 17 adet tespit maliki davaya dahil edilmediği gibi karar da kendilerine tebliğ edilmemiş olup payları ketmedilen bu şahıslar yönünden karar bağlayıcı nitelikte değildir. Davalı …’in tapu kaydı Kadastro Mahkemesinin 1986/69 esas 1990/256 karar sayılı 4.1.1991 tarihinde kesinleşen kararı ile oluşmuştur.
… 993 parseli 8.2.2000 tarihinde kayden diğer davalı … …’e satmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince davalı …, kötü niyetli kabul edildiği halde tapu kaydının iptali ve davacılar adına tescil kararı verilmemiş, taşınmazın bedelinin davalı …’tan tahsiline karar verilmiştir. Davalı … çekişme konusu taşınmazı satın alan 3.kişi konumundadır. Ediniminin iyi niyete dayalı olması halinde taşınmazlardaki haklarının korunacağında kuşku yoktur. Ancak mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmamıştır. Hukukumuzda kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Belirtilen ilke Medeni Kanun’un 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde bir araştırma yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile karar verilmesi doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 8.11.2007 gününde oy birliği ile karar verildi.