Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2007/435 E. 2007/1933 K. 22.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/435
KARAR NO : 2007/1933
KARAR TARİHİ : 22.05.2007

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Mal beyanında bulunmamak suçundan sanık …’un 5349 sayılı Kanunla değişik İcra İflas Kanunu’nun 340.maddesi gereğince 600.00 Yeni Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılmasına dair, İstanbul 10.İcra Mahkemesinin 11.11.2005 tarihli ve 2005/1179-3945 sayılı kararının infazı sırasında, idari para cezasına ilişkin kararların infazının mahkemesince yapılması gerektiğinden bahisle bu konuda yapılan talebin reddine dair, İstanbul 10.İcra Ceza Mahkemesinin 11.09.2006 tarihli ve 2005/1179 sayılı ek kararına yapılan itirazın keza reddine ilişkin, İstanbul 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 16.10.2006 tarihli ve 2006/1084 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdari para cezası” başlıklı 17.maddesinin 4.fıkrasında “Kesinleşen karar, derhal tahsil için mahallin en büyük mal memuruna verilir. İdari para cezası, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Tahsil edilen idari para cezasının kanunla belirlenen bir oranı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun hesabına aktarılır.” Aynı maddenin 5.fıkrasında ise “İdari para cezası tamamen tahsil edildikten itibaren en geç bir ay içinde durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirilir.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tebligat ve yazışma usulü” başlıklı 36. maddesine göre “Mahkeme başkanı veya hakim, her türlü tebligatı, tüm gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri veya kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili yazışmaları yapar.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, mahkemeler tarafından verilen idari para cezasına ilişkin kesinleşen kararların, doğrudan mahkemesince 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsili için mahallin en büyük mal memurluğuna Cumhuriyet Başsavcılığı aracı kılınmaksızın gönderilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 19.12.2006 gün ve 60577 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.1.2007 gün ve K.Y.B.2006/323499 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
./…

2007/435-1933 SH.2

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre; kanun yararına bozma yoluna gidilen borçlu sanık … hakkında taahhüdü ihlal suçundan şikayette bulunulduğu ve aynı suçtan 600 YTL. İdari para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Her ne kadar Yargıtay C.Başsavcılığınca verilen para cezasının infazının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Hükümlerine göre tahsili için mahallin en büyük mal memurluğuna Cumhuriyet Başsavcılığı aracı kılınmaksızın gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle tebliğname düzenlenmişse de öncelikle sanığın eyleminin suç olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Nitekim benzer bir dosyada Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.10.1988 tarih ve 8/310-390 sayılı kararında “işin başlangıcına ve esasına girilip eylemin suç olup olmadığı belirlenmeden sonuç kararda kanuna muhalefet hallerini araştırıp tartışmak temelsiz ve anlamsız bir çalışmadır. Bu itibarla kanuna muhalefet nedenleri olarak açıkça ifade olunmasa dahi eylemin suç oluşturup oluşturmadığını araştırmak gerekli ve zorunludur…” denilmektedir.
Suça konu icra dosyasına bakıldığında 4.3.2005 günlü taahhüt tutanağında ödenecek toplam miktarın belirlenmediği görülmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 20.2.2001 gün ve 2001/8-19 ve 2001/26 sayılı kararında “Taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için ödenecek toplam miktarın rakamsal olarak belirlenmesi, tarafların belirlenen bu miktar üzerinde icap ve kabulde bulunması zorunludur.… ceza sorumluluğunun doğabilmesi için taahhüt esnasında ödenecek miktarın hiçbir kuşkuya yer vermeksizin belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu miktar belirlenmediğinde hangi miktar için taahhütte bulunulduğu, kabulünde hangi miktar nazara alınarak yapıldığı saptanamayacağından ödeme şartının ihlali halinde cezai sorumluluk doğmayacaktır.” şeklinde hüküm kurulmuştur. Somut olayda icra dosyası içerisindeki taahhütname incelendiğinde ödenecek tarihler ve miktarların yazılı olduğu, toplam miktarın rakamsal olarak belirlenmediği gözetildiğinde geçerli bir taahhüt olduğunu kabul etmek mümkün görülmemiştir.
Bu çerçevede İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/1084 müteferrik sayılı kararında suçun taahhüdü ihlal yerine mal beyanında bulunmamak, para cezasının 600 YTL. Yerine 200 YTL olarak yazılması ve hükmedilen idari para cezasının ne şekilde tahsil edileceği hususunun tartışılmasında hukuki bir yarar görülmemiştir.
Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozma düşüncesine atfen düzenlenen tebliğname yukarıda belirttiğimiz gerekçeyle yerinde görülmekle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.10.2006 gün ve 2006/1084 müteferrik sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Bozma üzerine 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi gereğince yeniden uygulama yapılması gerektiğinden
Borçlu sanık …’un taahhüdü ihlal eyleminden dolayı BERAATİNE, cezanın çektirilmemesine, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.5.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.