YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/334
KARAR NO : 2011/476
KARAR TARİHİ : 01.02.2011
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz edenlerden Hazine vekili Avukat …. ve davacı-davalılardan … ve … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı … tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde 12.06.1950 tarihinde 7 parça taşınmaza ilişkin olarak “hasımsız” açılan tesçil davasına, … ve arkadaşları “çekişmeli taşınmazların 10 parça tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı” iddiasına dayanarak itiraz etmişlerdir. 25.06.1951 tarihinde, adı geçen muteriz davacılar tarafından yine Asliye Hukuk Mahkemesinde Hazine ile birlikte çok sayıda şahıs aleyhine tapu kayıtlarına dayanılarak elatmanın önlenmesi davası açılmıştır. Bu davalar birleştirilerek yapılan yargılama sırasında mahkemenin 20.05.1954 tarih 1951/407 Esas, 1954/184 Karar sayılı ilamıyla dava konusu taşınmazların davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının kapsamında kaldığından söz edilerek davalıların müdahalelerinin önlenmesine karar verilmiş ise de bu karar Hazine ile diğer davalıların temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 1954/7911-2891 sayılı ilamıyla “bilirkişilerin başka köyler halkından seçilmesi” gereğine değinilerek bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece yapılan yargılama sonunda 10.04.1961 tarih 1955/618 Esas, 1961/176 Karar sayılı ilamla “3, 5, 7, 8 ve 9 numara ile keşfi yapılan taşınmazların davacıların dayandıkları tapu kapsamında kalması nedeniyle Hazine ve diğer davalıların müdahalelerinin men’ine, … ve … mevkiilerindeki iki adet sulu tarlanın tapu kapsamında bulunmadığı anlaşılmakla men’i müdahale davasının reddine, Hazinenin tesçil davasının tapulu yerlere ilişkin bulunması nedeniyle reddine” karar verilmiştir. Bu karar, Hazine ile … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiş;Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 01.06.1962 tarih 7160 – 3096 sayılı ilamı ile Karar kısmen onanmış ve kısmen bozulmuştur. Yargıtay ilamında özetle “… mevkiine ait temyiz itirazlarının reddine, … mevkiine yeni bir tapu ibraz edildiğine göre bu tapu kaydının nizalı taşınmaza uyup uymadığının araştırılması, … mevkiindeki yere tapunun uymadığı anlaşıldığına göre Türk Kanunu Medenisi’nin 639. maddesi şartları aranmaksızın Hazine lehine tesçil kararı vermek gerekirken, tesçil talebinin reddine dair verilen hükmün bozulmasına, Hazine’nin sair temyiz itirazlarının reddi ile diğer gayrimenkullere ilişkin hükmün onanmasına” karar verilmiştir. Bozma üzerine dava mahkemenin 1963/672 Esas numarasına kaydedilmiş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 28.12.1967 tarih 1967/685 Karar numaralı ilamla, “… mevkiindeki taşınmaza ilişkin men’i müdahale davasının reddine, … mevkiindeki taşınmazın ise Hazine adına tesçiline” karar verilmiştir. Bu karar, davacı …. ile müdahiller …ve … vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 24.06.1969 tarih 2408 – 3251 sayılı ilamı ile “Tebebaşı mevkiindeki taşınmaza ilişkin davacı temyizleri reddedilmiş, … mevkiindeki taşınmaza ilişkin hüküm ise özetle “dayanılan tapu kayıtlarının tüm tesis ve tedavüllerinin getirilmemesi ve sınırların tam olarak belirlenememesi” nedeniyle bozulmuştur. Bozma ilamında ayrıca, “… mevkiindeki taşınmaza ilişkin hüküm davacılar yönünden kesinleşse de hükümden önce müdahil olan … ve … bu taşınmaz hakkında tapu kaydına dayanarak müdahil olduğu halde usulsüz gerekçelerle müdahale taleplerinin reddedilmesinin doğru olmadığı gibi, kabule göre de men’i müdahale talebi reddedilen … Mevkiindeki taşınmaz hakkında Hazine adına tesçil kararı verilmesi gereğinin düşünülmemesinin de doğru olmadığı” hususlarına değinilmiştir. Bozma ilamına uyan mahkemece yargılamaya devam edilirken yörede kadastro çalışmalarının yapılması nedeniyle mahkemenin 17.12.1987 tarih 1986/2107 Esas, 1987/1963 Karar sayılı ilamıyla davanın kadastro mahkemesine aktarılmasına karar verilmiştir. Ancak dava konusu taşınmazların kadastro tespitleri yapılırken Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı bulunup bulunmadıkları hususu gözetilmeden malik haneleri doldurulmuş ve tutanaklar askı ilanına çıkarılmış, komisyona itirazlar üzerine komisyonca taşınmazların tesçiline dair kararlar verilmiştir. Bir kısım parseller (206, 300, 306, 312, 317, 331, 363, 372, 394, 396, 447, 470, 504 parsel sayılı taşınmazlar gibi) hakkında süresi içinde Tapulama Mahkemesinde komisyon kararına itiraz davaları açılmış, diğer parseller ise kesinleştirilerek tapuya tesçil edilmişlerdir. Gerek Hazine ve gerekse de bir kısım hak iddia edenler tarafından kesinleştirilerek tapuya tesçil edilen taşınmazlar hakkında 1985 ve devamı yıllarda Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve tesçil davaları açılmıştır. Bir kısım parseller ise Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan dava kapsamında görülmekle (287, 350, 351, 391, 392 ve 404 parsel sayılı taşınmazlar gibi) tutanakları dosya içine getirtilmiştir. Yargılama sırasında bir kısım kişiler hak iddiasıyla davalara katılmışlardır. Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan ve ayrı ayrı yürütülen davaların yargılamaları sırasında davaların Kadastro Mahkemesine aktarılmasına karar verilmiş, Kadastro Mahkemesinde devam eden yargılamalar sırasında Vakıflar Genel Müdürlüğü davalara katılmıştır. Kadastro Mahkemesince ayrı ayrı yürütülen davalarda, çok sayıda taşınmaza ilişkin davanın yargılaması sonucunda Vakıflar İdaresinin davasının kabulü ile taşınmazların müdahil davacı Vakıf adına tesçiline ilişkin verilmiş; ancak, söz konusu kararlar, Yargıtay 7, 16 ve 17. Hukuk Daireleri tarafından bozulmuştur. Bozma ilamlarında özetle; “tespit dayanağı tapu kayıtlarının tüm tesis ve tedavülleri ile birlikte getirtilmesi, kayıt kapsamlarının yöntemine uygun şekilde belirlenmesi, 1950 ve 1951 yıllarında açılıp Asliye Hukuk Mahkemesince Kadastro Mahkemesine aktarılmasına karar verilen dava ile temyize konu dava dosyalarının birleştirilmesi, Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan davada derdest olan … ve … mevkilerine ilişkin davaların kapsamlarının belirlenmesi, dava kapsamında olduğu halde kesinleşen tutanaklar var ise bunlar hakkındaki kesinleştirme işlemleri hukuken geçersiz bulunduğundan bu taşınmazlara ait kadastro tutanak asıllarının getirtilmek suretiyle söz konusu taşınmazların davaya dahil edilmesi, Vakıflar İdaresinin tutunduğu Vakfiyenin niteliğinin araştırılması, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gerektiği hususlarına değinilmiştir. Bozma ilamlarına uyan mahkemece, gerek hakkında hüküm kurulup sözü edilen Yargıtay kararları ile bozulan dava dosyaları ve gerekse de daha önce hakkında hüküm kurulmayan
dava dosyaları birleştirilmiştir. Mahkemece davalar birleştirilerek yapılan yargılama sonunda, çekişmeli 153 ve 329 parsel sayılı taşınmazlar hakkında tesçil hükmü kurulması unutulmuş, çekişmeli 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 292, 296, 297, 298, 300, 301, 303, 306, 307, 308, 309, 310, 311, 312, 313, 315, 316, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 338, 340, 341, 345, 346, 347, 348, 350, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 357, 358, 359, 360, 362, 363, 364, 365, 369, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 389, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 399, 400, 401, 472, 473, 479, 480, 481, 482, 484, 486, 487, 489, 490, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 528, ve 534 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına tesçillerine, geriye kalan taşınmazların ise kadastro sonrası tapu kayıt malikleri adlarına tesçillerine karar verilmiş; hüküm, Vakıflar İdaresi vekili, Hazine vekili, … … ve arkadaşları … ile …, …, … , vekili Av. …, …, … vekili Av. …, … vekili Av. … , … … vekili Av. …, … mirasçıları vekili Av. … ve … … ile arkadaşları (… oğlu …, … oğlu … , … , … vekili Av. …, … vekili Av. …, … vekili Av. … , … ve diğerleri … ile arkadaşları … ve …, …. vekili Av. …, .., … ile … vekili Av. …, … mirasçıları, …, …, …, … , …, …, … , …, … , …, …, …, …, … mirasçısı …, …, … , … , …, … ile … ve …, … mirasçısı …, …mirasçıları, … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmüne uyulan bozma ilamları doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmış bulunmasına ve uzman bilirkişilerden alınan raporla Vakfın niteliğinin doğru olarak tespit edilmiş bulunmasına göre, Vakıflar İdaresi ile … ‘ın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) Kadastro Mahkemeleri tespit gününden sonra ve tapu dışı yolla doğan haklara ilişkin talepler yönünden görevsiz olup mahkemece, tespit gününden sonraki tarihli satın almalara dayanarak hak talep eden müdahiller … ve arkadaşları, … , … , …u ve … ‘in 486, 487, 470 ve 500 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki talepleri yönünden görevsizlik kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Adı geçenlerin görevsizlik kararlarına yönelik temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmediğinden reddiyle söz konusu görevsizlik kararlarının ONANMASINA,
3) Diğer temyiz itirazlarına gelince;
a) Mahkemece bozma ilamlarına uyularak yukarıda yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de bozma ilamları gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. 1950 ve 1951 yıllarında Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davalarda … ve … mevkiilerine ilişkin kararlar yukarıda açıklanan Yargıtay kararları ile bozulmuş olmakla bu taşınmazlar hakkında kesinleşmeyen davalar yörede kadastro çalışmalarının yapılıp taşınmazlar hakkında tutanak düzenlenmesiyle doğru olarak Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Davanın devri ile birlikte Kadastro Mahkemesince ilk yapılacak iş, aktarılan davanın kapsamının belirlenmesidir. Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden yargılama sırasında … ve … mevkiinde yer alan çekişmeli taşınmazların kapsamları belirlenmiş ve krokileri tanzim edilmiştir. Nitekim, … mevkiindeki çekişmeli taşınmazın 02.08.1958 tarihli fen bilirkişi raporu ekindeki haritada gösterilen 2170 dönüm yüzölçümündeki, … mevkiindeki çekişmeli taşınmazın ise 02.08.1958 ve 15.11.1960 tarihli fen bilirkişi raporları ekinde yer alan haritalarda gösterilen 2210 dönüm yüzölçümündeki taşınmazlar olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemelerce farklı tarihlerde taşınmazlar başında yapılan keşiflerde davanın kapsamı yerel bilirkişi beyanları ile tespit edilmeye çalışılmış ise de sözü edilen haritalar memleket haritaları ve kadastro pafta haritaları ile çakıştırılmamıştır. Sözü edilen 1958 ve 1960 tarihli haritalar ölçekli olup daha sonraki tarihlerde yapılan bir kısım keşiflerde (örneğin 21.05.1970 tarihli fen bilirkişi raporu) çizilen haritalarla da birebir örtüşmektedir. … mevkiine ait harita incelendiğinde kuzey ve kısmen kuzey doğu sınırında “….”nın, batı sınırında ise “… ”nın bulunduğu görülmektedir. Yine aynı haritada köy yerleşim yeri de küçük kutucuklar şeklinde harita üzerinde gösterilmiş ve köy yerleşim yerinin içinden geçip kuzey güney istikametinde ilerleyen köy yolu da gösterilmiştir. Dosya içinde mevcut pafta haritaları incelendiğinde köy yerleşim yeri ve içinden geçen yolun mevcut olduğu, 1958 tarihli haritanın kuzeyinde bulunan ve “1/10000” yazısının altında bulunan çıkıntının çekişmeli 303 parsel civarı ile kuzeyine uyumlu olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle ölçekli olan haritaların zemine uygulanamadığını kabul etmek mümkün değildir. Haritalar kadastro paftasıyla çakıştırılıp davanın kapsamı doğru belirlenmeden yargılamaya devam edilerek esas hakkında hüküm kurulması doğru bulunmamaktadır.
Diğer tarftan çekişmeli taşınmazlara ait tutanaklar incelendiğinde, 153 ve 208 parsel sayılı taşınmazların belgesizden tespit gördüğü, 173, 174,175, 176 ve 178 parsel sayılı taşınmazlara Haziran 1951 tarih 1 sıra numaralı, 217, 218, 219 ve 221 parsel sayılı taşınmazlara Mart 1974 tarih 1 sıra numaralı tapu kaydı ile tedavüllerinin, diğer taşınmazlara ise Temmuz 1313 tarih 20 ila 29 sıra numaralı tapu kayıtları ile bu kayıtlarla aynı kökten gelen tapu kayıtlarının revizyon gördüğü anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut Temmuz 1313 tarih 20 ila 29 numaralı tapu kayıtlarının tesis ve tedavülleri incelendiğinde birkısım tedavül kayıtlarının getirtilmediği görülmektedir. Tapulardaki hisselerin tespitine ilişkin bilirkişi raporu da denetime elverişli olmadığı gibi yeterli de değildir. Söz konusu tapu kayıtlarının incelenmesi sonucunda davacıların dava dilekçelerinde belirtildiği gibi temelde 10 parça tapu kaydının bulunduğu ancak her bir parça tapu kaydının aynı kayıttan başlamak yerine farklı tarihlerde tesis edilen hisse kayıtlarından tedavül ettiği görülmektedir. Örneğin … mevkii tapusunda bir kısım hisselerin Mart 1296 tarih 13 ve 23, bir kısım hisselerin Nisan 1340/42, bir kısım hisselerin Temmuz 1313 tarih 22, bir kısım hisselerin Temmuz 1313 tarih 32, bir kısım hisselerin Eylül 1317 tarih 15, 33 ve 43 sıra numaralı tapu kayıtlarından tedavülen geldiği görülmektedir. Nitekim, söz konusu tapu kayıtlarının mevki adları ile sınırlarının aynı olması bu kayıtların tamamının aynı kökten geldiğini göstermektedir. Bu şekilde dosyada mevcut tapu kayıtlarından, 10 parça tapu kaydının Mart 1296 tarih 1 ila 10, 11 ila 20, 21 ila 30, 31 ila 40 ve 41 ila 50, Temmuz 1313 tarih 20 ila 30 ve 31 ila 39 sıra numaralı tapu kayıtlarından gelen tapu kayıtları olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu 10 parça tapu kaydının aynı kökten geliyor olması gerekmektedir. Mahkemece 10 grup tapu kaydının geldileri olması gereken tapu kaydı bulunamamıştır. … Mevkiine ait tapu kayıtlarından Nisan 1340 tarih 42 sıra numaralı tapu kaydının geldisi olarak 1289 tarih 212 sıra numaralı yoklama kaydından söz edilmektedir. Bu bilgiler ışığında tapu kayıtlarının ilk tesislerinin yeniden araştırılması ve kayıtların tüm tesis ve tedavüllerinin dosya içine getirtildikten sonra hissedarlarının kimler olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca doğru sonuca ulaşabilmek için sırasıyla aşağıdaki işlemler yapılmalıdır:
aa) Çekişmeli taşınmazlar başında yöreyi iyi bilen üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve üç kişilik fen elemanı bilirkişinin katılımıyla yeniden keşif yapılarak … mevkiine ait 02.08.1958 tarihli ve 2170 dönüm miktarlı harita ile … Mevkiine ait 02.08.1958 ve 15.11.1960 tarihli ve 2210 dönüm yüzölçümlü haritalar zemine uygulanmalı, fenni bilirkişi kurulundan memleket haritası ile kadastro pafta haritası ve sözü edilen 1958 ve 1960 tarihli haritaları çakıştırır şekilde harita düzenlenmesi, düzenlenecek haritada “Hacıabdizade” ve “…” arklarını belirgin şekilde göstermeleri ve bu haritalar kapsamında kalan parselleri belirlemeleri istenmeli ve bu şekilde Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan temel davanın kapsamında olan parseller kesin olarak saptanmalıdır. Bu saptama sonucunda aktarılan davanın kapsamında olduğu halde davaya dahil edilmeyen parseller bulunduğunun anlaşılması halinde hakkında kadastro mahkemesinde derdest dava bulunan tutanakların kesinleştirilmeleri hukukça değer taşımayacağından bu parsellere ait kadastro tutanak asılları dosya içine getirtilmeli, Tapu Sicil Müdürlüğü’ne yazı yazılarak söz konusu taşınmazların davalı olduklarının tapu siciline şerh verilmesi istenmeli, bu taşınmazlara ait tapu kayıtları getirtilerek malikleri davaya dahil edilmelidir.
bb) 153, 208, 173, 174, 175, 176, 178, 217, 218, 219 ve 221 parsel sayılı taşınmazlar dışında kalan çekişmeli taşınmazlara revizyon gören 10 parça tapu kaydının ilk tesis kayıtlarının bulunabilmesi için eski yazı bilen ve tapu sicilinden anlar uzman bir bilirkişi eliyle yerel Tapu Sicil Müdürlüğü’nde mevcut söz konusu tapu kayıtlarına ilişkin en eski tarihli tapu kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak, bu kayıtların geldisi olan ilk tesis kaydına ilişkin numaralar tespit edilmeye çalışılmalı, belirlenen ilk tesis kayıtlarının örnekleri hem mahalli sicilden çıkartılmalı hem de Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanlığı’ndan istenmelidir. Bundan sonra bulunabildiği takdirde gelen ilk tesis kayıtları ve dosyada mevcut tüm tapu kayıtları tapu sicilinden anlar bilirkişi marifetiyle gözden geçirtilerek eksik olan tedavül kayıtları da temin edilerek dosya içine konulmalı, 10 parça tapu kaydından her bir grup için tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerini bir bir gösterir, en altında da hisse sahipleri ile hisse miktarlarını belirtir şekilde ayrı ayrı 10 adet rapor alınmalı, söz konusu raporlar ile bu raporların esas alındığı tapu kayıtları denetime imkan sağlar şekilde ayrı ayrı dosyalanmalıdır.
cc) Yukarıda (a) bendinde açıklanan şekilde dava kapsamına giren taşınmazlar belirlendikten sonra, bu dava kapsamında olmayan ancak dosya içinde davalı gözüken taşınmazlara ilişkin davalar bu dosyadan tefrik edilmelidir. Açıklanan şekilde tefrik edilen davalarda iddia ve savunma doğrultusunda inceleme yapılmalı, bu taşınmazlara komşu taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile dayanakları getirtilmeli, zilyetliğe dayalı hak talep edenler yönünden kadastro tespit gününden geriye doğru 20 yıllık sürenin aranması gerektiği düşünülmeli, bundan sonra, dosyada mevcut delillerin hüküm kurmak için yeterli bulunup bulunmadığı değerlendirilerek gerektiği takdirde iddia ve savunma doğrultusunda yeniden araştırma yapılmalı, bu davalarda mülga Türk Kanunu Medenisi’nin 931, yürürlükteki Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinin dava tarihinden önce ancak kadastro sonucu kesinleşen tutanakların tapuya tesçilinden sonra tapuda taşınmaz satın alanlar yönünden dikkate alınacağı düşünülmelidir.
dd) Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan temel dava kapsamında olduğu belirlenen taşınmazlar yönünden; Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.1961 ve 28.12.1967 tarihli kararları ve bu kararlara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin bozma ilamları sonucu davacılar … ve arkadaşları yönünden, dayandıkları tapu kayıtlarının … mevkii krokisi kapsamındaki taşınmazları kapsamadığı, … Mevkiinde ise yeni ibraz edilen tapu kaydı dışındaki tapu kayıtlarının … mevkii krokisi içinde yer alan taşınmazları kapsamadığı yönünde Hazine lehine oluşan kazanılmış hak oluştuğu gözetilmelidir. Ancak değerlendirme yapılırken, söz konusu kazanılmış hakkın, o tarihte davada taraf olan davacılar ile bunların akti ya da irsi halefleri yönünden bağlayıcı olduğu, bu kişiler dışında kalan ve tapuda paydaş olduğu anlaşılan ya da zilyetliğe dayalı hak talebinde bulunan kişiler yönünden Hazine lehine kazanılmış hak doğmayacağı, tapuda paydaş olanlar açısından kuvvetli delil sayılacağı gözönünde bulundurulmalıdır. Zilyetliğe dayalı hak talep edenler yönünden ise, Hazinenin davayı 1950 yılında açtığı göz önünde bulundurularak 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin bu tarihten geriye doğru gerçekleşmiş olmasının gerektiği, dava açıldıktan sonra sürdürülen zilyetlik süresinin dikkate alınamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Zilyetlik iddialarının değerlendirilmesinde dikkate alınmak ve taşınmazın 1950 yılından önceki durumunu tespit etmek üzere 1950 yılından öncesine ait memleket haritaları ve fotoğrafları getirtilerek, çekişmeli taşınmazların eski memleket haritası ve hava fotoğraflarında ne şekilde gözüktüğü değerlendirmede dikkate alınmalıdır.
ee) Mahkemece önceki tarihlerde çekişmeli taşınmazların Vakıflar İdaresi adına tesçiline dair verilen bir kısım kararların (178, 218, 219, 221, 279, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 301, 307, 308, 309, 310, 311, 313, 317, 333, 334, 340, 341, 345, 350, 350, 357, 358, 359, 360, 362, 369, 371, 374, 375, 376, 377, 378, 380, 384, 387, 389, 391, 393, 469, 492, 502, 506, 513, 521 ve 528 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki kararlar) söz konusu davaların Hazine dışındaki taraflarınca temyiz edilmediği görülmektedir. Bu kararlar, aleyhlerine verilen hükümleri temyiz etmeyen taraflar yönünden kesinleşmiştir. Hal böyle olunca yukarıda yazılı taşınmazlarla ilgili davalarda aleyhlerine karar verilenlere hükmün, yöntemine uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği değerlendirilmeli, yöntemine uygun tebliğ edilenler aleyhine verilen kararların kesinleştiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan davanın kapsamı doğru olarak belirlenmeksizin ve yukarıda 5 bent halinde açıklanan şekilde inceleme, değerlendirme ve araştırma yapılmaksızın hüküm tesisi isabetli değildir.
b) 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca kadastro hakimi, dava konusu taşınmazların tamamı hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü tapu sicilini oluşturmak zorundadır. Diğer taraftan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/son maddesi uyarınca kararın hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların yoruma ihtiyaç bırakmayacak ve infazda tereddüt uyandırmayacak şekilde, mümkünse sıra numarası altında birer birer gösterilmesi gereklidir. Mahkemece, kararın hüküm fıkrasında gerekçeye ait sözler tekrar edilmek, her taşınmaz hakkında ilgili taraflar ve talepleri ile taleplerin değerlendirmelerine yer verilmek suretiyle hükmün anlaşılması, yoruma bağlı ve infazda tereddüt oluşturacak bir hale getirilmiştir. Diğer taraftan, çekişmeli 329 parsel sayılı taşınmaz hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış, 153 parsel sayılı taşınmaz hakkında ise kararın hüküm fıkrasında gerekçeye ait cümlelere yer verildiği halde tesçili ya da sınırlandırılması hususunda bir karar verilmemiştir. Hüküm fıkrasının 3402 sayılı Yasa’nın 1. ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesine aykırı olarak anlaşılması yoruma bağlı ve infazda güçlük çıkaracak şekilde yazılması, 153 ve 329 parsel sayılı taşınmazlar hakkında ise hiç hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırıdır.
c) Yargılama sırasında …, müdahale dilekçeleri sunmak ve dilekçelerini harçlandırmak suretiyle kadastrodan önceki nedenlere dayalı iddialarla yargılamaya katılmıştır. Adı geçen şahsın müdahale isteminin kabulü ile iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma yapmak, delillerini sunması için kendisine olanak tanımak, gerektiğinde delillerini verilecek kesin süreler içinde ibrazını istemek suretiyle talebinin esası hakkında inceleme yapıp hüküm kurmak gerekirken, usul ve yasaya uygun olmayan şekilde ara kararıyla müdahale talebinin reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Yukarıda yazılı 1 ve 2 numaralı fıkralar dışında kalan diğer temyiz itirazlarının 3 numaralı fıkrada yazılı nedenlerle kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, 01.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.