YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4395
KARAR NO : 2009/4763
KARAR TARİHİ : 29.06.2009
MAHKEMESİ : TEFENNİ İCRA MAHKEMESİ
Ödeme şartını ihlal eyleminden borçlu …’in 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Kanun’la değişik 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Korkuteli İcra Mahkemesinin 09/11/2007 tarihli ve 2007/393-512 sayılı kararının infazı sırasında, hükümlünün talebi üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi cezasının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 110/2-b maddesi uyarınca konutunda çektirilmesine ilişkin Tefenni İcra Mahkemesinin 20/03/2008 tarihli ve 2008/1 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname; Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/11/2007 tarihli ve 2007/3693-4743 sayılı ilamında da belirtildiği üzere;
5275 sayılı Kanun’ un 110/2. maddesinin “Mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere;
a) Kadın veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları altı ay,
b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları bir yıl,
c)Yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları üç yıl, veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir.” hükmünü içerdiğinden bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle borçlu sanığın eyleminin suç olması gerektiği,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/11/2006 tarihli ve 2006/220¬231 sayılı kararında yer alan “1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “Kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır. “Disiplin hapsi ve hapsen tazyik” yaptırımı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu’nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğunun belirtildiği, bu çerçevede; her ne kadar hükümlü 70 yaşını doldurmuş ise de; kişinin yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebileceğinin kabul edilmiş olması ve tazyik hapsine konu fiilin kabahat nev’inden bulunması nedeniyle hükümlü hakkında 5485 sayılı Kanun’la değişik 5275 sayılı Kanun’un 110/2. maddesini uygulama olanağının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemekle anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/05/2009 gün ve 2009/5767/29510 sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay C. Başsavcılığının 10.06.2009 gün ve K.Y.B.2009/134846 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREGI DÜŞÜNÜLDÜ:
5275 sayılı Kanun’un 110/2.maddesine göre; “Mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere;
a) Kadın veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları altı ay,
b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları bir yıl,
c) Yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları üç yıl,veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir. ” hükmünü içerdiğinden bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle borçlu sanığın eyleminin suç olması gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere “1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2 . maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır … “disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1.maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanununda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
Konu öğretide ele alınmış ve disiplin hapsinin niteliği şu şekilde açıklanmıştır. “Kişinin yükümlülüğe aykırı davranmamak konusunda mecburiyeti bulunmamaktadır. Ancak, kişi bazı durumlarda bir yükümlülüğe uygun davranmaya belli ölçüde icbar edilebilmektedir. Başka bir deyişle kişi, bazı durumlarda yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebilmekte ve bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilmektedir. Bu hürriyetten yoksun bırakma olgusu, bir disiplin hapsi niteliği taşımaktadır. Ancak, yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, bu yaptırımın uygulanmasına derhal son verilmektedir. Bu bakımdan söz konusu disiplin hapsine ilişkin olarak kanunda sadece azami bir süre belirlenmektedir. Kişi kendisine terettüp eden yükümlülüğün gereğini yerine getirmeye zorlamak amacıyla ancak belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilecektir. Bu sürenin dolması halinde; kişi, yükümlülüğünün gereğini yerine getirmemiş olsa bile hürriyetinden yoksun bırakılmasına ilişkin yaptırım uygulanmasına son verilerek serbest bırakılacaktır. Bu nedenle söz konusu disiplin hapsine, kanunda tazyik hapsi denilmiştir. (Doç.Dr.İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Sh.623)
Bu çerçevede; Kişinin yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebileceğinin kabul edilmiş olması ve tazyik hapsinin kabahat nev’inden bulunması nedeniyle hükümlü hakkında 5485 sayılı Kanunla değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 110/2. Maddesini uygulama olanağı bulunmamaktadır. İtirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle, Tefenni İcra Mahkemesinin 20.03.2008 tarih ve 2008/1 değişik iş sayılı kararının hükümlü aleyhine sonuç doğurmayacak şekilde BOZULMASINA, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 29.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.