Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2010/3530 E. 2010/4899 K. 12.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3530
KARAR NO : 2010/4899
KARAR TARİHİ : 12.07.2010

MAHKEMESİ : Bakırköy 3. İcra Mahkemesi

Alacaklısını zarara uğratmak kastiyle mevcudunu eksiltmek suçundan sanıklar …, … ve …’ın ayrı ayrı 2 yıl hapis ve 100 gün adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, karar verilmiş; hüküm, yasal süresi içerisinde sanık … vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
1- Sanığa isnat edilen suçun yaptırıma bağlandığı İİK’nun 5358 sayılı Yasanın 1.maddesi ile değişik 331.maddesinin birinci fıkrası, “Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlendiği dikkate alındığında; borçlu sanığın 22.8.2005 havale tarihli mal beyanı dilekçesinde bildirdiği Tekirdağ Merkez, Barbaros Köyü 4957 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıtları getirtilip, taşınmazın kendisine ait olduğunun anlaşılması halinde borcu karşılamaya yeterli olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre suçu işleme kastının bulunup bulunmadığının takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanık hakkında uygulanan yasa maddesinin CMK’nun 232/6.maddesi gereğince hükümde gösterilmemesi,
3- Borçlu sanığın mal beyanı dilekçesinde yeni adresini de bildirdiği göz ardı edilerek, eski adresine duruşma davetiyesinin tebliği ile yokluğunda yargılama yapılarak cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Kabule göre de;
4- 5252 sayılı TCK’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3.maddesinde yer alan “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü karşısında, “suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK’nun 4949 sayılı Yasa’nın 89.maddesi ile değişik 331.maddesi ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Yasa’nın birinci maddesi ile değişik İİK’nun 331.maddesinin birinci fıkrası ile 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarının ilgili hükümleri olaya uygulanıp, leh ve aleyhteki hükümleri ayrı ayrı ele alınarak, ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin hükümlerin de kararın gerekçe bölümünde tartışılıp sonucuna göre lehe yasanın belirlenmesi gerekirken, denetime olanak vermeyecek şekilde hüküm tesisi,
5-30.07.2003 gün ve 25184 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4949 sayılı İİK’nunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 99.maddesi ile İİK’nun 352.maddesine eklenen fıkra uyarınca dava ve cezanın İİK’nun 354.maddesinde yazılı sebeplerden düşeceğinin kararda belirtilmesi zorunluluğuna uyulmaması,
6-Cezanın bireyselleştirilmesine yönelik uygulamada alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektiren sebeplerin kararın gerekçesinde gösterilmemesi,
İsabetsiz olduğundan temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükmün istem gibi BOZULMASINA, 12.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.