YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1208
KARAR NO : 2011/4408
KARAR TARİHİ : 19.09.2011
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Ticareti usulüne aykırı terk etmek suçundan sanık …’un, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesi gereğince üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul 9. İcra Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli ve 2007/917 esas, 2009/826 sayılı kararını müteakip, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kararın kesinleşip kesinleşmediği hususunda tereddüt hasıl olduğundan bahisle vuku bulan talep üzerine mahkeme kararının kesinleştiğine ilişkin, aynı Mahkemenin 19/04/2010 tarihli ve 2007/917 esas, 2009/826 sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2010 tarihli, 2010/661 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine, Adalet Bakanlığından verilen 26.12.2010 gün ve 2010/15035/76210 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 10.01.2011 gün ve 2011/1591 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle dosya incelendi.
Tebliğnamede,
1- İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2010 tarihli, 2010/661 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan İncelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, müşteki vekilinin yüzüne karşı sanığın yokluğunda verilen kararın temyize tâbi olmasına rağmen itiraza tabi olduğu belirtilerek tarafların yanıltıldığı, başvuru mercii, başvuru şekli, başvuru süresinin başlangıcı konusunda tebliğ ve tefhimden hangisinin esas alınacağı ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği hususları gösterilmediği gibi kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği cihetle, İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli anılan kararının kesinleşmemesi sebebiyle infaz için gönderilen kararın kesinleşip kesinleşmediği hususuna yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 19/04/2010 tarihli kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde,
2- İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesinin 23/06/2009 tarihli ve 2007/917 esas, 2009/826 sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;
Yargılama aşamasında, sanığa gönderilen duruşmaya çağrı kağıdının 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilerek yargılama yapıldığı anlaşılmış ise de, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön koşul olan kendisine veya adresine Kanun’un gösterdiği usullere göre daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu Kanun’un 35. maddesinin son fıkrasında gösterilen istisnaî durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması karşısında; duruşmaya çağrı kağıdının tebliği için sanığın bilinen son adresine çıkartılmış tebligat bulunmaması sebebiyle anılan kanun maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı gibi, Tebligat Tüzüğünün 55/2. maddesi yollamasıyla aynı Tüzüğün 28. maddesinde adres araştırmasına yönelik olmak üzere belirtilen şekil şartları yerine getirilmeden yapılan tebligatın da geçerli sayılamayacağı, bu hususun Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 01/12/2004 tarih, 2004/20415-12070 sayılı ilâmında da kabul edildiği cihetle, duruşmaya çağrı davetiyesinin usulüne uygun tebliğ edilmediği anlaşılmakla, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan, anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre İstanbul 9.İcra Mahkemesinin 23/06.2009 tarihli ve 2007/917 esas, 2009/826 sayılı kararı ile, sanık …’un 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesi gereğince üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın yokluğunda “ağır ceza mahkemesine kararın tefhim ve tebliğ edildiği yedi gün içerisinde itiraz yolu açık olmak üzere” karar verildiği, kararın 23/7/2009 tarihinde Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliğ olunduğu anlaşılmıştır.
Sanığın üzerine atılı bulunan ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçunun İİK’nun 337/a maddesinde üç aydan bir seneye kadar hapis cezasıyla yaptırım altına alınmış olup, anılan yasanın 353.maddesinin birinci fıkrasında müeyyidesi disiplin hapsi veya tazyik hapsi olan eylemlerin itiraz yasa yoluna tabi tutulmuş olması ve sanığın üç ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin müşteki vekilinin yüzüne karşı sanığın yokluğunda verilen kararda Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2, 232/6.maddelerine aykırı olarak ve temyiz kanun yoluna tabi olmasına rağmen itiraz yasa yoluna tabi olduğu belirtilmek suretiyle tarafların yanıltıldığı, başvuru şekli ve süresinin başlangıcı konusunda, tebliğ ve tefhimden hangisinin esas alınacağı ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceği hususlarının gösterilmediği gibi kanun yolu, süresi mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğini açıkça gösteren meşruhatlı davetiye de gönderilmediğinden yapılan tebligatın geçersiz bulunduğu, temyiz yasa yoluna tabi olmasına rağmen itiraz yasa yoluna tabi olduğunun gösterilmesi nedeniyle kararın kesinleşmediği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Diğer taraftan, İstanbul 9.İcra Mahkemesinin 23.06.2009 tarih, 2007/917 esas ve 2009/826 sayılı kararı, henüz kesinleşmediğinden tebliğnamedeki (2) nolu bozma nedenini tartışmakta hukuki yarar görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2010 tarihli ve 2010/661 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 309/4-b maddesi gereğince BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın yerel mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 19.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.